Yanlış Tedavi Nedeniyle Tazminat Nasıl Alınır?

yanlış tedavi nedeniyle tazminat

Hekim ya da sağlık personeli hatalarından kaynaklanan yanlış tanı ve tedavi yöntemleri çoğu zaman kişilerin hayat kalitesini olumsuz yönde etkilemekte, kimi zaman ise kişilerin hayatlarını kaybetmesine neden olabilmektedir. Peki, yanlış tedavi nedeniyle açılan tazminat davalarında süreç nasıl işlemektedir? Kişiler hangi durumlarda haklarını arayabilir? Maddi ve manevi bakımdan tazminat davası açabilmek için sürecin ne şekilde işlemesi gerekmektedir? İşte cevapları!

 

Yanlış ve Hatalı Tedavi Nedeniyle Tazminat Davası

Devlet hastanelerinde ya da özel sağlık kurumlarında yapılan hekim ya da sağlık personeli hataları çoğu zaman kişilerin sakat kalması ya da hayatını kaybetmesi gibi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu tür hatalar kişilerin iş ve para kaybına da yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda kişiler hukuki yollara başvurabilir, bunun bir sonucu olarak da hekimlere veya kurumlara maddi veya manevi ya da her ikisini de kapsayacak şekilde tazminat davası açabilir. Ancak kişilerin yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası açabilmeleri için bazı koşulların gerçekleşmiş olması da gerekmektedir.

 

Yanlış Tedavi Nedeniyle Tazminat Davası Kime Açılır?

Belirtildiği üzere, yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası açılabilmesi için kişilerin sağlık kurumlarınca veya hekimlerce yanlış şekilde tedavi edilmesi ve bu süreçten olumsuz şekilde etkilenmiş olması gerekmektedir. Bunun sonucunda kişiler özel ya da devlet hastanesi olmasına bakılmaksızın kurumlara karşı İdare Mahkemeleri’nde başvurarak tazminat davası açabilirler. Bu davaların açılması sürecinde sağlık personelinin ya da ilgili hekimin direkt bir kusuru varsa, davaların da direkt olarak açılması gerekmektedir. Yanlış tedavi nedeniyle maddi ya da manevi tazminat davası açılabilmesi için kurumların ve ilgili kişilerin bulundukları bölgedeki İdare Mahkemelerine başvurmak gerekmektedir.

 

Hekim Hatası Nedeniyle Açılabilecek Davalar

Hekim hatasına “malpraktis” denilmektedir ve malpraktis yanlış tedavi uygulayan hekimin ve de görevli olduğu kurumun sorumluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bu gibi durumlar ya tazminat ya da cezai yaptırım gerektirmektedir. Kişilerin sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için uygun tıbbi müdahalelerin yapılması şarttır. Bu müdahalelerin eksik veya hatalı yapılması sonucunda hastalarda kalıcı hasar meydana gelebilmekte veya hastalar yaşamlarını kaybedebilmektedir.

 

Hekim ya da sağlık kurumunun yanlış tedavisi nedeniyle zarar gören kişilerin maddi ve manevi tazminat talep hakkı bulunmaktadır. Kişiler maddi tazminat olarak şunları talep edebilmektedirler:

*Yanlış tedavi nedeniyle meydana gelen hasarın giderilmesi için uygulanacak tedavinin masraflarının karşılanması

*Uzuv kaybı gibi kalıcı zararlarda ömür boyu süren tedavi masraflarının karşılanması

*Kişi bakıma muhtaç konuma geldiyse ömür boyu bakım masraflarını karşılanması

*Kişi iş gücü kaybına uğramışsa ve bu nedenle mahrum kaldığı ve de kalacağı geliri

manevi tazminat ile karşılanacaksa, tazminatın miktarı kişinin gördüğü zararın boyutuna göre hakim kararıyla belirlenmektedir.

 

Yanlış Tedavi Nedeniyle Tazminat Davası Dilekçesi

Her hukuki süreçte olduğu gibi yanlış tedavi nedeniyle açılacak olan tazminat davalarında da başvuru dilekçeyle yapılır ve hazırlanacak olan başvuru dilekçesinin birtakım olmazsa olmazları bulunmaktadır.

 

Yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası dilekçesinde;

*Davaya konu olan kişilerin kimlik ve adres bilgileri eksiksiz bir şekilde yer almalıdır.

*Tazminat davasının konusu olan tazminat miktarları da açık ve kesin olarak dava dilekçesinde belirtilmelidir.

*Tazminat talebine neden olan gerekçelerin dilekçede açık ifadelerle yer alması gerekmektedir.

*Dilekçelere faiz talep edildiğinin de eklenmesi ödemlidir. Çünkü tazminat davaları uzun sürebilmektedir.

 

Yanlış Tedavi Nedeniyle Tazminat Davasında Zaman Aşımına Dikkat

Yanlış tedavi nedeniyle tazminat davası açmak isteyen kişilerin zaman aşımı konusuna dikkat etmeleri oldukça önemlidir. Kanunda belirtilmiş olan sürelere bağlı olarak kişilerin yanlış tedavi uygulandığını öğrenmelerini takip eden bir yıllık veya eylemin gerçekleşme tarihinden sonraki 5 yıllık süre içinde başvurularını yapmış olmaları gerekmektedir.

 

Yanlış Ve Hatalı Tedavi Nedeniyle Tazminat Davası Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

*Yanlış tedavi nedeniyle tazminat davalarında cevap dilekçesi hazırlanması aşaması da son derece önemlidir. Davanın bu aşamasında davaya eklenecek deliller için dikkatli bir çalışma yapılması gerekmektedir.

*Tazminatların talep edilmesinde kişilerin geçerli bir gerekçeye sahip olması gerekmektedir.

*Eşini kaybetmiş olanlar, destekten yoksun kalma gerekçesiyle tazminat talebinde bulunabilmektedirler. Öte yandan aynı gerekçeyle, yaşamını kaybeden kişinin yaşadığı dönemde destek olduğu kişiler de tazminat talep etme hakkına sahiptir.

*Kişinin ölümü, belirli bir sürenin ardından gerçekleştiyse hem hastanedeki hem de daha sonra süregelen tedavi giderleri ve cenaze masrafları tazminata dahil edilebilmektedir.

*Kişiler yaşadıkları büyük üzüntüye karşılık da manevi tazminat talebinde bulunabilmektedirler.

 

Ticari Dava Nasıl Açılır?

ticari dava nasıl açılır

Söz konusu ticaret olduğu zaman komplike süreçler, karmaşık iş biçimleri ve karşılıklı uzlaşı gerektiren konular devreye girmektedir. Günümüzde ticaretin farklı boyutlar kazanması, globalleşmesi ve özellikle online ticaretin giderek yaygınlaşması, işletmelerin hukuki açıdan bazı güvenceleri sağlamaları zorunluluğunu da beraberinde getirmektedir. Her türlü güvenceye karşın yine de ticari süreçlerde kimi zaman birtakım sorunlar ve uyuşmazlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bu tip durumlarda da ticari davaların açılması söz konusu olmaktadır. Ticari davaların ve sürecin ne şekilde işlediğine değinmeden önce ticari davanın tanımını yapmak gerekmektedir.

 

Ticari Dava Nedir?

Ticari süreçlerde yaşanan problemlerin hukuki yollardan çözülebilmesi için başvurulan yöntem ticari dava açılmasıdır. Günümüzde ticaret biçimleri çok çeşitlenmiş ve ticari süreçlerin işleyişi de değişmiştir. Bunlar göz önüne alındığında, açılan ticari davaların da türleri birbirinden farklı olabilmektedir. Günümüz ticaret koşullarında, hız, güvenlik, esneklik gibi konular ön plandayken, işleyişte çıkan uyuşmazlıkların da uzman kişilerce çözümlenmesi çok daha önemli bir boyut kazanmıştır. Çünkü ticari ilişkiler, ticari olmayan ilişkilere göre çok daha farklı esaslara dayanarak düzenlenmelidir.

Ticari dava, başkaları tarafından ihlal edilen veya tehlikeye sokulan hakların ticari haklar olması halinde söz konusu olan bir dava türüdür ve ticari davalar hem Ticaret Hukukunu hem de Medeni Hukuku yakından ilgilendirmektedir. Ticari davaları, Ticaret Hukukunu yakından ilgilendirir çünkü hangi davaların ticari dava olduğu Türk Ticaret Kanunu’nun 4. Maddesi’nde yer almaktadır ve bu uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu’nda  düzenlenmiştir. Ticari davalar Medeni Hukuk ile yakından ilgilidir çünkü yaşanan uyuşmazlıklar taraflardan birince mahkeme önüne getirilirse iki taraf arasındaki bu ticari ilişkiye devlet de karışmaktadır.

Türk Ticaret Kanunu, Türk Medeni Kanunu’nun ayrılmaz bir parçasıdır. Bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin, diğer kanunlarda yazılı özel hükümlerin her biri de ticari hükümlerdir. Hakkında ticari bir hüküm bulunmayan ticari işlerde mahkeme, ticari örf ve adetlere göre karar vermektedir. Eğer bu da bulunmuyorsa mahkeme genel hükümlere karar vermektedir. Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlar ticari iş; bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ise ticari işlerdir.

 

TTK’ya Göre Ticari Davalar

Türk Ticaret Kanunu’na göre ticari davalar şunlardır:

*Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili konulardan doğan davalar

*İki tarafı da tacir olan bir işlem, eylem veya iş, iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili uyuşmazlıklar

 

Ticari Davalar Kaça Ayrılır?

Ticari işletmelerde uyuşmazlıkların giderilmesi için başvurulan ticari davalar kendi içerisinde çeşitlere ayrılmaktadır. Mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar, havale, vedia ve telif gibi işletmeleri ilgilendiren diğer davalar ticari davaların türleridir.

Mutlak Ticari Davalar: Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan davalara mutlak ticari davalar denilmektedir. Mutlak ticari davalarda tarafların tacir olup olmadığına bakılmamaktadır. Ticari davanın konusu, Türk Ticaret Kanunun 4/1 ve 1-6 bentleri ile ilgili konuları ele almaktadır. Mutlak ticari davalar 4 maddede çeşitlenmektedir. Bunlar, Ticaret Kanunu’ndan doğan davalar, Medeni Kanun’dan doğan davalar, Borçlar Kanunu’ndan doğan davalar ve özel hükümleri gereği mutlak ticari dava sayılan davalardır. Öte yandan, rekabet yasağının ihlali, yayın sözleşmesi, kredi mektubu ve kredi emri, komisyon sözleşmesi, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacirlerle ilgili konularda da mutlak ticari davalar olarak görülebilmektedir. Özel hükümlerden kaynaklı olan mutlak davalar ise kooperatif kanunu uyuşmazlıkları, ticari işletme rehin kanunu uyuşmazlıkları, iflas davaları olarak sayılabilir.

Nispi Ticari Davalar: Nispi ticari davalar, tarafların birini ya da her ikisini de ilgilendiren ticari uyuşmazlıklar nedeniyle açılan ticari davalardır. Nispi ticari davaların, mutlak ticari davalardan önemli bir farkı vardır. O da Nispi ticari davalarda tacir ve ticari işletme sıfatlarının bulunması gerekmektedir.

 

Ticari Davalar Ne Kadar Sürer?

Ticari davaların kapsamı çok geniştir ve konuları da oldukça çeşitlidir. Bu durum da dava süresini belirleyen bir etkendir. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ticari uyuşmazlıklar konusunda gelen olarak 10-12 ay gibi bir sürede karar verdiği görülmektedir.

 

Ticari Davalarda Arabuluculuk

2018 yılının Aralık ayı itibariyle ticari davalarda arabuluculuk zorunlu hale getirilmiştir. Buna göre, bir ticari davanın konusu bir miktar paranın ödenmesi ya da tazminat talepleri ise dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunluğu bulunmaktadır. Arabulucular ise kendilerine yapılan başvuruyu, 6 hafta içinde sonuçlandırmak zorundadır.

İşçinin İstifa Etmesi Halinde İhbar Tazminatı

işçinin istifa halinde ihbar tazminatı

İşçinin istifa etmesi halinde ihbar tazminatı alıp alamayacağı konusu sön dönemde İş Hukuku ve İşçi Hakları aşısından en çok tartışılan konuların başına geliyor. Peki, ihbar tazminatı konusundaki düzenlemeler neler? İstifa eden işçiler ihbar tazminatı alabilir mi? İhbar süreleri nedir? İşçiler ihbar sürelerine uymazlarsa neler olabilir? Bunlar gibi daha pek çok sorunun yanıtını yazımızda bulabilirsiniz.

 

İhbar Tazminatı Nedir?

İşçinin istifa etmesi halinde ihbar tazminatı alıp alamayacağı ve daha pek çok detay hakkında bilgi vermeden önce ihbar tazminatının ne anlama geldiğini bilmekte yarar vardır.

Esas anlamıyla açığa çıkarma, bildirme, açıklama, haber verme anlamlarına gelen ihbar kelimesi İş hukuku çerçevesinde ele alındığında son derece önemli bir kavram haline gelmektedir. İş Hukuku çerçevesinde bir işletmede belirsiz süreli sözleşmelerde, ilgili sözleşmenin feshedileceği karşı tarafa bildirilmelidir. Buradan da anlaşılacağı üzere bir işçi, işinden ayrılmadan önce bu kararını işverenine bildirmelidir. İşte bu bildirime İş Kanunu’nda “ihbar” denilmektedir. Ancak işçinin işverene, işten ayrılacağını bildirmesine dair belirlenmiş süreler ve sınırlar da bulunmaktadır. İhbar süreleri İş Kanunu çerçevesince, her iki tarafın da yani hem işçinin hem de işverenin haklarını koruyacak şekilde belirlenmiş ve her iki tarafa da avantaj sağlanması hedeflenmiştir. Her iki tarafın da haklarını güvence altına alan ihbar süresi uygulaması, çalışan tarafın bu süre zarfında yeni bir iş bulabilmesi adına avantaj elde etmesini sağlamakta, işveren tarafının ise bu süre zarfında iş kaybına uğramamasına, üretiminin durmamasına destek olmaktadır.

İhbar tazminatı İş Kanunu içindeki önemli maddeler arasında yer almaktadır.  4847 sayılı İş Kanunu’nun 17. maddesine göre iş sözleşmesini feshetmek isteyen işçi bu talebini yazılı olarak ve bildirim süresi kapsamında işverene iletmelidir. Buna “ihbar süresi” denilmektedir. Ancak böyle bir durumda işverenin işçiye ihbar tazminatı ödemesi gerekmemektedir. Ancak, istifa eden işçi, ihbar süresinden önce işverene işten ayrılmak istediğini bildirmemişse, işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi söz konusu olabilir.

 

Hangi Durumlarda İhbar Tazminatı Ödenir?  

Oldukça tartışmalı bir konu olan ihbar tazminatı, her durumda ödenmemektedir. İş sözleşmelerinin fesih süreleri İş Kanunu’nca belirlenmiş durumdadır. Buna göre;

*İşi altı aydan az sürmüş olan işçi için bildirimin diğer tarafa yapılmasından iki hafta sonra,

*İşi altı aydan bir buçuk yıla kadar sürmüş olan işçi için bildirimin diğer tarafa yapılmasından dört hafta sonra,

*İşi bir buçuk yıldan üç yıla kadar sürmüş olan işçi için bildirimin diğer tarafa yapılmasından altı hafta sonra,

*İşi üç yıldan daha fazla sürmüş işçi için bildirimin yapılmasından sekiz hafta sonra sözleşme feshedilmiş sayılmaktadır.

Eğer iş sözleşmesi bu sürelere uygun şekilde feshetmediyse işçinin ihbar tazminatı alması söz konusu değildir. Aksine, işçinin işverene ihbar tazminatı ödemesi bile söz konusu olmaktadır. Unutulmaması gereken bir başka önemli nokta ise ihbar tazminatında bildirim sürelerinin bölünemez oluşudur. Aynı zamanda ihbar tazminatı bildirim süreleri kısmi şekilde de uygulanamaz.  Bir işçi her ne sebeple olursa olsun, işinden kendi isteğiyle ayrılıyorsa, ihbar tazminatı talep edemez.

 

İhbar Tazminatı Miktarları

Eğer işçi kendi isteği dışında, işvereni tarafından işten çıkarılıyorsa, işveren de yine bu durumla ilgili İş Kanunu’nun belirlediği süre içerisinde işçiye bildirimde bulunmakla yükümlüdür. Peki, ihbar tazminatı bedelleri nedir?

*Çalışma süresi 6 aydan az ise 2 haftalık ücret

*Çalışma süresi 6 aydan çok, 1,5 yıldan fazla ise 4 haftalık ücret

*Çalışma süresi 1,5 yıldan çok, 3 yıldan az ise 6 Haftalık ücret

*Çalışma süresi 3 yıldan daha fazla ise 8 haftalık ücret işveren tarafından işten çıkardığı işçiye ödenmek zorundadır.

Bunların yanı sıra, işveren işçiye iş sözleşmesinin feshedileceğini İş Kanunu’nda belirlenen süre kapsamında bildirdiği taktirde, işçiye her gün iki saat iş arama izni de vermek durumundadır. İşçi bu süreçte günlük 2 saatlik iş arama hakkını kullandıysa yine ihbar tazminatı talebinde bulunamaz. Ancak işçi, hakkı olan ihbar tazminatını alamazsa Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Bölge Müdürlüklerine bir dilekçe ile başvurabilir ve işveren hakkında şikayette bulunabilir. Bunun üzerine söz konusu durum iş müfettişleri tarafından incelemeye alınır ve verilen karar sonucunda 30 gün içerisinde İş Mahkemesi’ne başvuruda bulunulabilir.

 

Anlaşmalı Boşanmada Nafaka

anlaşmalı boşanma nafaka

Boşanma davaları günümüzde en sık karşılaşılan dava türlerinden biridir. Eşlerin evlilik birliğini yürütemedikleri durumlarda Aile Mahkemesi’ne başvurarak boşanmayı isteme hakları bulunmaktadır. Boşanma davaları, anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanma davaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Eşlerin mali ve varsa müşterek çocuklarının velayetine ilişkin konularda anlaşarak Aile Mahkemesi’ne başvurmaları sonucunda boşanma davaları anlaşmalı boşanma davası olarak görülebilmektedir. Ancak bilindiği gibi her boşanma davasında birtakım mali konular da ortaya çıkmaktadır. Tazminat talebi ve nafaka, boşanma davalarının mali sonuçlarıdır ve eşlerin anlaşmalı olarak boşanabilmeleri için bu tür konularda uzlaşmış olmaları gerekmektedir.

Anlaşmalı boşanma davalarında nafaka konusu en merak edilen konulardan biridir. Boşanma davalarında tazminat ve nafaka gibi mali konular, tarafları sosyo-ekonomik konumlarının hakim tarafından göz önünde bulundurulmasıyla sonuca bağlanmaktadır. Ancak boşanma davası anlaşmalı boşanma davası olarak görülüyorsa, varsa müşterek çocuklar ve nafakanın tutarının belirlenmesi dışında hakimin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Anlaşmalı boşanma davalarında eşler nafakanın tutarı konusunda da uzlaşmış olarak mahkemeye başvuruda bulunabilmektedirler.

 

Anlaşmalı Boşanma Davalarında Nafaka Nasıl Belirlenir?

Anlaşmalı boşanma davalarında eşler nafakanın miktarı konusunda kendi aralarında anlaşmaya vardılarsa, davayı gören hakim bu kararı uygun bulabilir. Ancak nafaka belirlenirken varsa müşterek çocuklar göz önüne alınarak eşlerin üzerinde anlaşmaya vardığı nafaka miktarını hakim tarafından yeniden düzenlenebilmektedir. Zira hakim, müşterek çocuk söz konusuysa, velayeti alan tarafa ödenecek iştirak nafakası miktarının yeterli olmadığı yönünde bir kanaat getirebilir ve tutarı değiştirebilir. Hakimin değiştirebileceği tek karar nafaka tutarı da değildir. Aynı zamanda hakim müşterek çocuk konusunda alınması gerekli olan tedbirleri de yeniden gözden geçirip kararı buna göre yeniden düzenleyebilir. Hakimin, eşlerin aralarında yapmış oldukları anlaşmaya dair yaptığı düzenlemeler, eşler tarafından da kabul edilirse boşanma davası anlaşmalı şekilde görülebilir, aksi bir durumda anlaşmalı boşanma davası çekişmeli boşanma davasına dönüşmektedir.

Boşanma Nafakası Çeşitleri Nelerdir?

Türk Medeni Kanunu, boşanma sürecinde eşlerin mağdur durumuna düşmemesi için üç farklı nafaka türü belirlemiştir. Bunlar, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olarak adlandırılmaktadır.

Tedbir Nafakası: Tedbir nafakası boşanma davası sürerken eşlerden birinin yoksul duruma düşmesi sonucunda kişiye verilen nafaka türüdür. Anlaşmalı boşanma davaları genel olarak tek celsede sonuçlandığından genel olarak tedbir nafakası uygulamasına gerek kalmamaktadır. Ancak kişiler hayat standartlarının değişeceği yönünde bir talepte bulunarak karşı taraftan tedbir nafakası talep edebilmektedir. Tedbir nafakası çoğunlukla kadınlar tarafından istenmektedir, dava sonuçlandığında ise tedbir nafakası ödenmesi durumu ortadan kalkmaktadır. Tedbir nafakası talep eden kişinin dava süresince herhangi bir işte çalışmıyor olması da aranan şartlardan biridir.

Yoksulluk Nafakası: Yoksulluk nafakası boşanma gerçekleştikten sonra alınan bir nafaka türüdür. Evlilik birliği süresince maddi gelire sahipken, boşanmayla birlikte yoksullaşacak olan eş, yoksulluk nafakası talebinde bulunabilmektedir. Ancak yoksulluk nafakasının verilebilmesi için birtakım şartlar aranmaktadır. Yoksulluk nafakası daha az kusurlu olan eşe verilmektedir. Eşinden daha fazla kusura sahip olanlar yoksulluk nafakası talebinde bulunamazlar. Eğer boşanma davası aldatma nedeniyle açılmışsa, aldatan eş yoksulluk nafakası alamaz. Eğer her iki taraf eşit kusurluysa, eşlerden hangisinin yoksul duruma düşeceği belirlenmektedir. Eşler, nafaka konusunda kendi aralarında bir anlaşmaya varmışlarsa, nafakanın uzlaştıkları miktarını mahkemeye beyan etmelidirler.

İştirak Nafakası: İştirak nafakası, varsa müşterek çocuğun bakımı için velayeti alan eşe ödenen nafaka türüdür. İştirak nafakasının alınabilmesi için çocuğun velayetinin alınmış olması şarttır. İştirak nafakası çocuğun ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için belirlenen ve ödenen bir nafakadır. Müşterek çocuk ergenliğe erişene kadar iştirak nafakası ödenmektedir.

 

Medeni Kanun’a Göre Kimler Nafaka Alır?

Medeni Kanun boşanma davalarında kimlerin nafaka alabileceğini belirlemiştir. Buna göre ev hanımı olup herhangi bir gelire sahip olmayan kadınlar, asgari ücretle çalışan eşler, düzenli bir gelirli bulunmayan eşler, işten çıkarılmış eşler nafaka talebinde bulunabilmektedir. Öte yandan, eşi yoksul olanlar nafaka talebinde bulunamazlar. Mesleğini icra eden ve bir gelire sahip olanlar nafaka alamazlar, aynı şekilde bankada parası olanlar, memur olanlar, kumar gibi bağımlılıkları olanlar, hali hazırda sosyal yardım alanlar ve yurtdışından ayrıca bir geliri bulunanlar da nafaka alamazlar.

 

Nafakanın Ödenmemesi Durumunda Neler Yapılabilir?

Belirlenen nafakanın ödenmemesi durumunda, eşler bu durumu İcra Müdürlüğü’ne bildirmelidir. Bunun üzerine nafakayı ödemeyen eşe ödeme emri gönderilmektedir. Ödeme emri ile borçlu tarafa  7 gün süre verilmektedir. Eğer 7 gün içinde nafaka yine ödenmemişse, nafaka ödemekle yükümlü olan eşin mal varlıklarına haciz getirilebilir. Eşin hacze kabil malvarlığı tespit edilememiş ise, tazyik hapsi için İcra Ceza Mahkemesine şikayet dilekçesi verilmelidir.

 

 

Vesayet Davası Nedir, Nasıl Açılır?

vesayet davası nasıl açılır

Günümüzde en sık karşılaşılan dava konularından biri vesayet davalarıdır. Vesayet, reşit olmamış kişilerin (18 yaşını doldurmamış kişilerin) ya da yasal hakları kısıtlı olan kişilerin haklarını ve özgürlüklerini korumak adına, ilgili Sulh hukuk Mahkemelerince hukuk adına sağlanan temsili kamu görevi anlamına gelmektedir. Hak ve özgürlükleri Sulh Hukuk Mahkemelerince atanan kişilerce korunan kişilere ise vasi denmektedir. Peki, vesayet davaları nasıl açılır? Kimlere vasi atanır, kimler vasi atanabilir? Adliye salonlarda en sık görülen davalardan biri olan vesayet davalarına ilişkin merak edilen tüm detayları sizin için derledik.

 

Vesayet Türleri Nelerdir?

*Vesayet türleri kamu vesayeti ve özel vesayet olmak kaydıyla ikiye ayrılmaktadır. Vesayet makamı ve denetim makamından oluşan daireler tarafından yürütülen vesayet türüne kamu vesayeti denilmektedir. Sulh Hukuk Mahkemesi vesayet makamı, Asliye Hukuk Mahkemesi ise denetim makamıdır.

*Vasi atanan kişinin menfaati gereğince, bir işletmenin ya da ortaklığın devam ettirilebilmesi adına, vesayetin bir aileye verilmesine ise özel vesayet denilmektedir. Özel vesayet söz konusu olduğunda vesayet makamı aile meclisidir. Belirlenen aile meclisinin görev süresi ise 4 yıldır.

*Bir başka vesayet türü kayyımdır. Kayyım, belli işleri ve malları yönetmek adına, temsil kayyımlığı ve yönetim kayyımlığı olmak üzere iki şekilde atanmaktadır.

*Bir de yasal danışman vardır. Kısıtlanması için yeterli sebep olmayan erişkin kişilere belli konularda görüşü alınmak üzere kanunen yasal danışman atanabilmektedir.

 

Vasi Ataması

Yaşı 18’in altında olan veya yasal hakları kısıtlı olan kişilerin haklarının korunması adına ilgili Sulh Hukuk Mahkemelerine başvurularak açılan davalara Vesayet davası denilmektedir.

Vasi ataması ise iki şekilde gerçekleştirilmektedir.  Bunlardan ilki velayet altında bulunmayan, yaşı 18’in altında olan çocuklara kanunlar gereği vasi ataması yapılmasıdır. İkincisi ise kısıtlılık halleridir. Akıl hastalığı ya da zayıflığı, savurganlık, alkol ve uyuşturucu gibi bağımlılık yapan maddelerin kullanımı, kötü yaşam tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza ve ilgilinin talebi gibi durumlarda da kanunlar çerçevesinde kişilere vasi ataması yapılabilmektedir.

Vasi ataması, Sulh Mahkemesinin yetkin bir kişiyi vasi olarak ataması sonucu gerçekleşmektedir. Vesayet davalarında vasi ataması gerçekleştirilirken, vasi atanacak kişinin eş ve yakınları önceliklidir. Öte yandan vesayet davalarında yine kısıtlı olanlar, kamu görevinden yasaklı olan kişiler, kötü bir yaşam tarzı sürenler, kendisine vasi atanacak kişinin menfaatlerini gözetmeyecek şekilde düşmanlık besleyenler vasi olarak atanamazlar.

Tüm bunların yanı sıra vesayet davalarında vasi olarak atanacak bazı kişiler, vasi olarak atanmayı kabul etmeme hakkına da sahiptir. 60 yaşını doldurmuş kişiler, bedensel engeli olanlar, sürekli hastalıkları sebebiyle bu görevi güçlükle yapabilecek olanlar, dörtten fazla çocuk sahibi olanlar, hali hazırda üzerinde vasilik bulunanlar, Cumhurbaşkanı, TBMM ve Bakanlar Kurulu Üyeleri ile HSYK Üyeleri vasi olarak atanmayı reddedebilirler.

 

Vesayet Davası Nasıl Açılır?

Vesayet Davası açabilmek için belli şartlar gerekmektedir. Vasi tayin edilebilmesi için Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmak gerekmektedir. Aynı zamanda başvurunun vasi tayini dilekçesi ile gerçekleştirilmesi gerekmektedir.  Yapılan vesayet davası başvurusu üzerine vesayet makamı vasi ataması yapılması adına kişinin eşine ve birinci derecedeki akrabalarına öncelik tanımaktadır. Gerçekleştirilen vasi ataması 2 yıl süreyle geçerli kabul edilmektedir. Ancak gerekli durumlarda, bu sürenin dolmasının ardından ilgili makam süreyi ikişer yıl daha uzatabilmektedir. Vasi atanan kişinin görevinden ayrılabilmesi içinse minimum 4 ay geçmesi gerekmektedir.

Vesayet davası açıldıktan sonra, öncelikle vasi atanacak kişi ve onu yakından tanıyanlar şahit olarak dinlenir. Bu kişilerin nüfus kayıtları da istenir. Vasi altına girecek olan kişiler sağlık kontrollerinden de geçer ve tüm bu sürecin ardından karar kişiye vasi atanması yönünde gerçekleşir. Karar kesinleşirse, kısıtlanmış olan kişinin yaşadığı yerde ve nüfusu kayıtlı olduğu yerde bildirilir.

 

Vasinin Yükümlü Olduğu Görevler

Açılan vesayet davaları sonucunda vasi olarak atanan kişilerin, yerine getirmekle yükümlü oldukları görevleri mevcuttur. Defter tutmak, değerli eşya ve belgeleri saklamak, para yatırmak, taşınabilir malların satışını gerçekleştirmek, ticari ve sınai işletmeleri yönetmek, taşınmaz malların satışını gerçekleştirmek vasi olarak atanan kişilerin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevleridir. Ancak vasiler kişiler hiçbir şekilde vasisi oldukları kişi adına kefil olamazlar, vakıf kuramazlar ve önemli miktarlarda bağışta bulunamazlar.

Boşanma Davası Nasıl Açılır?

boşanma davası nasıl açılır

Medeni Kanuna göre boşanma, herhangi bir sebepten ötürü evlilik kurumunun sarsılması ya da evliliğin birlik ve beraberlik içinde yürütülememesi gibi durumlarda kişilerin başvurabileceği bir haktır. Boşanma davası tek taraflı açılabileceği gibi, boşanacak çiftlerin tarafından belirlenen hukuki çerçevede anlaşmalı olarak da açılabilmekte ve sonuçlanabilmektedir.

Peki, boşanma davası nasıl açılır? Boşanma davasının prosedürleri nelerdir? Boşanma davalarına ilişkin sorularınızın yanıtlarını yazımızda detaylarıyla sizin için derledik.

 

Boşanmanın Nedenleri Nelerdir?

Boşanma davasının nasıl açıldığına değinmeden önce öncelikle günümüzde giderek sıklaşan boşanmaların sebeplerine değinmekte fayda vardır. Medeni Kanuna göre boşanma davası açılmasına sebep olacak bazı durumlar bulunmaktadır. Örneğin, eşlerden birinin evi ve eşini terk etmesi, karşılıklı ya da tek taraflı gerçekleştirilen onur kırıcı davranışlar, aile içi şiddet ve hayata kast etmek, şiddetli geçimsizlik ve eşler arasındaki uyumsuzluk, zina, eşlerden birinin suç işlemesi sıklıkla karşılaşılan boşanma sebepleri arasında sayılabilir. Bu sebeplerden biri nedeniyle eşlerden birinin boşanmak istemesi Medeni Kanunda da belirtilen kişisel ve hukuki bir haktır.

Boşanma davaları, anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanmalı davaları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Eşler karşılıklı olarak boşanmaya karar verirlerse ve yine boşanmanın çerçevesi anlaşarak belirlenmişse anlaşmalı olarak boşanabilmektedirler. Ancak eşlerden biri boşanmak istemiyorsa veya süreç içerisine nafaka, velayet davası, boşanma tazminatı gibi konular da dahil olacaksa, karşılıklı bir uzlaşıya varılamadığı durumlarda boşanma davası süreci genel olarak çekişmeli boşanma davası şeklinde ilerlemektedir.

 

Boşanma Davası Prosedürleri Nelerdir?

Eşler karşılıklı boşanmaya karar vermişse  ya da eşlerden biri boşanma dava aşmak istiyorsa sürecin işlemesi adına gerçekleştirilmesi gereken birtakım prosedürler olduğunu da unutmamak gerekmektedir. Boşanmanın gerçekleşebilmesi için geçerli sebeplerinin olması gerektiği gibi, boşanma davasının açılabilmesi için birtakım evrakların da tamamlanması gerekmektedir.

Boşanma davasını açmak isteyen eşlerin ya da eşlerden birinin avukat tayin etmek için yeterli maddi durumu yoksa, bulunulan ilin Baro Birliğine başvuruda bulunulabilir. Bunun için yapılması gereken, muhtarlıktan bir fakirlik kağıdı alarak bulunulan ilin Baro Birliğine başvurmak ve maddi durumun yeterli olmadığını kanıtlamaktır. Bunun üzerine, Baro Birliği bir araştırma yapmakta ve maddi durumun tespit edilmesinin ardından, uygun bulunduğu takdirde başvuruyu yapan kişi için bir avukat görevlendirmektedir. Aynı zamanda boşanma davasının açılması için istenen yargılama harç ve masraflarından da maddi durumu yeterli olmayan kişiler muaf tutulmaktadırlar.

Boşanma davasının açılabilmesi için öncelikle gerekli olan dilekçenin eksiksiz şekilde oluşturulması gerektiği unutulmamalıdır. Boşanma davası dosyasında, boşanmanın dayanağı açıkça belirtilmeli, talep edilen geçici ve sürekli tedbirler de muhakkak yer almalıdır. Aynı şekilde, dava sonucunda talep edilen her detay da yine boşanma davası dosyasında yer almalıdır. Eğer boşanma süreci çekişmeli boşanma şeklinde ilerleyecekse dava dosyasına delil niteliğindeki belgelerin de ilave edilmesi son derece önemlidir. Bu tür durumlarda kişiler her türlü detayı ve bilgiyi avukatlarıyla paylaşmaktan çekinmemelidirler. Tüm bunlar eksiksiz bir şekilde yerine getirildiği zaman boşanma sürecini başlatabilmek adına, boşanma davası üç yere başvurarak açılabilir. Boşanma davasını açabilmek adına başvurabilecek yerler ise şöyledir: Kişinin ikametgahının bulunduğu yerdeki adliye, eşin ikametgahının bulunduğu yerdeki adliye veya son altı aylık süreçte birlikte ikamet edilen yerdeki adliye. Boşanma davası için bu üç alternatiften birine başvurulduğu takdirde davayı görecek ve sonuçlandıracak olan kurum ise Aile Mahkemesidir.

 

Boşanma Dava Dilekçesinde neler yer alır?

*Davanın açılacağı mahkemenin ismi dilekçenin başında belirtilmelidir.

*Davacı olan tarafın ad, soy ad, TC Kimlik Numarası ve adres bilgileri eksiksiz şekilde boşanma dilekçesinde yer almalıdır.

*Davalı olan tarafın ad, soy ad, TC Kimlik Numarası ve adres bilgileri eksiksiz şekilde boşanma dilekçesinde yer almalıdır.

*Davanın konusu belirtilmelidir.

*Boşanmanın gerekçeleri tek tek ve ayrıntılı olarak dilekçede aktarılmalıdır.

*Boşanma sebep veya sebeplerine ilişkin iddiaları kanıtlayan delillerin de boşanma dilekçesinde belirtilmiş olması gerekmektedir.

*Boşanma sebep veya sebeplerine ilişkin tanık veya tanıklar varsa, bu kişilerin isim ve adres bilgileri boşanma dilekçesinde açıkça yazılmalıdır. Boşanma davalarında tanıkların sonuç için en önemli kanıt olduğu göz ardı edilmemelidir.

*Mahkemeden net olarak ne talep edildiği boşanma dilekçesinin sonuna en açık haliyle yazılmalıdır.

Boşanma davalarında mahkemeden öncelikle boşanmaya karar vermesi, varsa müşterek çocuklarını velayet hakkı talep edilebilir. Kişiler kendileri için yoksulluk nafakası veya müşterek çocukları için iştirak nafakası talep edebilmektedir. Boşanma davası sonucunda bu gibi talepler olacaksa dava dilekçesinde belirtilmesi unutulmamalıdır. Boşanma davası açmak için başvuruda bulunacak kişilerin boşanma dilekçesinin yanı sıra nüfus kağıtlarını da yanlarında bulundurmaları önemlidir.

Anlaşmalı Boşanma Nasıl Gerçekleşir?

anlaşmalı boşanma nasıl gerçekleşir

Kimi boşanmalar evlilik birliğinin sonlandırılmasına ilişkin iki tarafın da ortak kararı neticesinde gerçekleşmektedir. Karşılıklı uzlaşıya varılarak sonlandırılan evliliklerde görülen dava türüne ise anlaşmalı boşanma denilmektedir. Anlaşmalı boşanma davalarının açılabilmesi ve davanın sonuçlandırılabilmesi için, eşlerin her ikisi de boşanmayı istemeli ve hem maddi hem de manevi konularda uzlaşmış olmalıdırlar.

Bilindiği gibi boşanma davaları en sık karşılaşılan dava türleri arasında yer almaktadır ve çekişmeli boşanma davaları ve anlaşmalı boşanma davaları olarak ikiye ayrılmaktadır. Boşanma davalarının anlaşmalı olarak gerçekleştirilebilmesi içinse Türk Medeni Kanununun 4721 sayılı hükmünce belirtildiği üzere anlaşmalı boşanma şartlarının yerine getirilmiş olması gerekmektedir. Aksi hallerde anlaşmalı boşanmak mümkün olmadığı gibi, süreç çekişmeli boşanma davası olarak işlemektedir.

 

Anlaşmalı Boşanmanın Gerektirdikleri Nelerdir?

Eşlerin evlilik birliğini anlaşmalı olarak sonlandırabilmeleri için birtakım şartların yerine getirilmiş olması zorunludur. Türk Medeni Kanununun 166. Maddesinin 3. Fıkrasında belirtilen anlaşmalı boşanma şartları şöyledir:

1-Çiftlerin evliliği anlaşmalı olarak sonlandırabilmesi için, evliliğin en az bir yıl sürmüş olması gerekmektedir. Evlilik bir yıldan az sürmüşse tarafların anlaşmalı olarak boşanmaları söz konusu değildir.

2- Anlaşmalı boşanma davalarında eşlerin mahkemeye birlikte başvurmaları ya da bir eşin, diğer eşin davasını kabul etmesi gerekmektedir. Eşlerin biri tarafından açılan boşanma davası diğer eş tarafından kabul edilmezde anlaşmalı boşanma durumu ortadan kalkmaktadır.

3-Tarafların hakim tarafından bizzat dinlenmesi, anlaşmalı boşanma davalarının bir önemli şartıdır. Hakim eşleri dinleyerek, her ikisinin de hür iradeyle boşanmayı istediklerine kanaat getirmelidir. Her iki tarafın da gerek avukatları aracılığıyla gerekse bizzat kendileri boşanma davasına katılmalı ve boşanma konusundaki isteklerini hakime açıkça dile getirmelidirler.

4-Anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesinin bir başka önemli şartı ise eşlerin boşanmanın mali koşullarında ve varsa müşterek çocukların  durumuna ilişkin olarak anlaşmış sağlamış olmaları gerekmektedir. Çiftlerin aralarında sağladığı anlaşmayı hakimin uygun bulması halinde anlaşmalı boşanma gerçekleştirilebilir.

 

Anlaşmalı Boşanmanın Mali Sonuçları

Boşanma davalarının bazı mali sonuçları bulunmaktadır. Tazminat ve nafaka bu mali sonuçlardır. Boşanma davasının anlaşmalı boşanma davası olarak gerçekleştirilebilmesi için çiftlerin bu tür mali konularda anlaşmış olması şartı aranmaktadır. Öte yandan çiftlerin varsa müşterek çocuklarının velayeti konusunda da bir anlaşmaya varmış olmaları, anlaşmalı boşanma sürecini kolaylaştırmaktadır. Hükümlerin davayı gören hakim tarafından uygun bulunması halinde, çiftler anlaşmalı olarak boşanabilirler. Bu tür davalarda çiftler her ne kadar müşterek çocuklarının velayeti konusunda anlaşmış olsalar da son karar yine hakimindir. Hakim, davayı çocukların menfaatini gözeterek bir karara bağlamaktadır. Eğer hakim dava sürecinde gerekli görürse, çiftlerin aralarında sağladıkları anlaşma koşullarında çocuklarını menfaatine ilişkin bazı değişiklikler ve düzenlemeler yapabilmektedir. Böyle durumlarda anlaşmalı boşanmanın gerçekleşebilmesi için hakim tarafından yapılan değişiklik ve düzenlenmelerin çiftler tarafından da kabul edilmesi gerekmektedir. Bu sürecin ardından anlaşmanın koşulları protokole aktarılır ve dava karara bağlanır.

 

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Anlaşmalı boşanma davalarının, boşanmayı karşılıklı isteyen çiftler açısından en avantajlı yanlarından biri, boşanmanın çok kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilebilmesidir. Boşanma davalarının görevli mahkemeleri Aile Mahkemeleridir. Bu nedenle, boşanmak isteyen çiftlerin hazırladıkları boşanma dilekçesi ve anlaşma protokolüyle birlikte Aile Mahkemelerine başvurmaları gerekmektedir. Boşanmak isteyen çiftlerin ikamet ettiği yerde Aile Mahkemesi bulunmuyorsa, çiftler Asliye Hukuk Mahkemelerine başvuruda bulunabilirler.

Anlaşmalı olarak boşanmak isteyen çiftler, bu isteklerini yerine getirebilmek için birlikte son altı ay içerisinde ikamet ettikleri yerde bulunan Aile Mahkemesine başvurmalıdırlar. Eğer eşler 6 aydan daha uzun bir süredir ayrı yerlerde ikamet ediyorlarsa, davalının bulunduğu yerdeki mahkemeye başvurmak gerekmektedir.

 

Anlaşmalı Boşanma Dilekçesi ve Boşanma Protokolü

Her dava türünde olduğu gibi anlaşmalı boşanma davalarının da önkoşulu bir dava dilekçesinin hazırlanmasıdır. Çekişmeli ya da anlaşmalı fark etmeksizin boşanma süreci her iki taraf için de yıpratıcı bir süreç olabilmektedir. Bu yıpranma payını minimize etmek adına dava dilekçesinin ve anlaşma protokolünün oldukça özenli bir şekilde hazırlanması büyük önem taşımaktadır. İşte bu nedenle anlaşmalı boşanma dilekçesi hazırlarken dikkat edilmesi gereken hususların altını da çizmek gerekir.

Anlaşmalı boşanma davası dilekçelerini bireylerin kendilerinin hazırlamaması daha sağlıklı olacaktır. Dilekçe bir boşanma avukatının desteğiyle hazırlanmalıdır. Boşanma sebepleri, bu sebeplere neden olan gelişmeler boşanma dilekçesinde açıkça belirtilmeli, kişilerin bilgileri eksiksiz şekilde dilekçede yer almalıdır. Her boşanmanın dinamikleri farklı olduğundan, her boşanma dilekçesi de kişilere özel olarak hazırlanmalıdır.

Anlaşmalı boşanmalarda öne çıkan konulardan biri diğeri de boşanma protokolünün hazırlanmasıdır. Anlaşmalı boşanma protokolünde, varsa müşterek çocuğun velayetini kimin alacağı, diğer ebeveynin çocuğu ne kadar sıkla göreceği, evlilik birliği içerisindeyken edinilen malların nasıl paylaşılacağı, tazminat ve nafaka istenip istenmediği ve tutarları madde madde belirtilmelidir. Anlaşmalı boşanma protokolünde yapılan hatalar veya eksik bırakılan konular nedeniyle hakim çiftlerin boşanmasını reddedebilir veya boşanma davasını erteleyebilir.

 

Alacak Davası Nasıl Açılır?

alacak davası nasıl açılır

Modern dünyanın en önemli dava konuları arasında alacak davaları yer almaktadır. Sanayinin geldiği boyut ve ticaretin globalleşmesi, biçimlerinin değişmesi, değişen ekonomik koşullar karşılıklı alacak davalarının da her geçen gün artmasına neden olmaktadır. Söz konusu ticaret olunca sürece dahil olan sözleşmeler, resmi evraklar, çek ve senet gibi ödeme türleri, borçların ödenmemesi gibi hususlar da devreye girebilmekte ve bu hususlar alacak davalarının açılmasına sebep olmaktadır.

Alacak davası, alacağını borçludan hukuki yollarla alabilmek adına tercih edilmiş bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Alacak davalarında mahkeme tarafından tespit ve icra emri kararı verilebilmektedir. Peki, alacak davası nasıl ve hangi durumlarda açılabilir? İşte günümüzün en sık görülen dava türlerinden biri olan alacak davalarına ilişkin merak edilenler…

 

Alacak Davalarında Borca Konu Olan Koşullar

Bugün ticaretin boyutunun değişmesi ve çeşitli biçimlerinin bulunması, ödeme seçeneklerinin farklılaşması ve hatta artık ticaretin de, ödeme yöntemlerinin de giderek dijitalleşmesi alacak davalarına da farklı boyutlar getirmiş ve alacak davası çeşitlerini artırmıştır. Geniş bir konu kapsamı olması sebebiyle alacak davalarının da çok çeşitli konuları ve sebepleri bulunmaktadır. Günümüz alacak davalarında alacaklılar ve borçlular için 4 ana konu söz konusudur. Hem alacaklılar hem de borçlular için söz konusu olan durumlar şunlardır:

*Sözleşme

*Haksız fiil

*Sebepsiz zenginleşme

*Vekaletsiz iş görme

Alacak davalarında öne çıkan,  bu 4 ana konu, kişiler arasındaki borç ilişkisini meydana getiren konulardır ve borçlanan şahıslar, temerrüde düşürmeden borçlarını ödemek zorundadırlar. Eğer borçlu kişiler, borçlarını zamanında ödemezlerse, alacaklı olan kişiler alacak davası için yetkili mercilere başvuruda bulunabilirler.

Alacak davalarında davanın açılabileceği yetkili mahkemeler, borca konu olan sözleşmenin türüne ve niteliğine göre belirlenmektedir. Örnek vermek gerekirse, eğer kira sözleşmesinden kaynaklı bir borçlanma söz konusuysa, alacaklı kişi alacak davası için Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmalıdır. Yapılan iş sözleşmelerinden kaynaklanan bir borçlanma durumu söz konusu olduğunda ise alacak davası için başvurulacak yetki merci İş Mahkemeleridir.

Alacak davalarında, başvuruda bulunulan mahkeme dava süreci sonunda alacaklının haklı olduğuna karar verirse alacağın ödenmesine, ödenme biçimine ve ödenme süresine de karar verebilir ve bu kararı söyler. Bunun üzerine alacaklı olan kişiler, borçlu olan kişilere yönelik ilamlı icra takibi başlatabilmektedirler.

Peki, her alacaklı-borçlu ilişkisi sürecinde alacak davası açılabilir mi? Alacaklının borçlu olan kişiye dava açabilmesi için oluşması gereken birtakım durumlar söz konusudur. Bu durumlar şunlardır:

*Alacağın muaccel olması, daha açık bir ifadeyle alacağın borçludan istenebilir durumda olması gerekmektedir.

*Borçlunun borcunun ödemesi gerektiği tarihte ödememesi, ödeme gününü geçirmiş olması gerekmektedir.

*Borçlunun borcunu ödememiş olması gerekmektedir.

*Alacaklıların net bir şekilde belirtilmiş olması gerekmektedir.

 

Alacağın net olmadığı durumlarda Belirsiz Alacak Davası gündeme gelmektedir.

 

Belirsiz Alacak Davası

Alacak davalarına konu olan alacak türü para ise, davacı talebini başvurusunda açıkça belirmelidir. Aksi takdirde hakim talebinden daha azının ya da daha fazlasının ödenmesine hükmedebilir. Öte yandan bazı alacak davalarında davacının bu talebi belirlemesi kolay değildir. Örneğin manevi ya da haksız fiil nedeniyle açılan tazminat davalarında davacı talebini belirleyemeyebilir. İşte bu tür durumlarda da Belirsiz Alacak Davası gündeme gelmektedir.

Belirsiz alacak davaları için alacaklının daha lehine bir dava türü olduğunu söylemek mümkündür. Zira belirsiz alacak davası açıldığı an itibariyle zaman aşımı durumu ortadan kalkmaktadır bu da alacaklı için avantaj sağlayan bir durumdur.

 

Alacak Davası Dilekçesi

Açılacak olan her türlü davada olduğu gibi alacak davasında da başvuru için bir dilekçe hazırlamak gerekmektedir. Alacak davası dilekçelerinin de olmazsa olmazları bulunmaktadır.

Öncelikle alacak davası dilekçesinde davaya konu olan borç ve bu borcun nasıl geliştiğine dair tüm süreç açıkça belirtilmelidir. Borcun gelişmesine ilişkin kanıtlar alacak davası dilekçesinde yer almalıdır. Aksi bir durumda hak kaybı söz konusu olabilmektedir.

 

Borcun Tahsil Edilmesi ve Zaman Aşımı

Alacak davası denildiğinde akla zaman aşımı durumu da getirilmelidir. Dava sonucunda alacağın zaman aşımına uğramadan alacaklı tarafından tahsil edilmesi son derece önemlidir. 1 Temmuz 2012’de yürürlüğe giren Borçlar Kanununa göre, borcun niteliğine göre dava zaman aşımına uğrayabilmektedir. 1 yıl, 3 yık hatta 10 yıla kadar borç tahsil edilmezse zaman aşımı söz konusu olabilmektedir.