Fazla Mesai Ücretleri Ne Kadardır?

fazla mesai ücreti

İş Kanunu gereği bir işçinin günlük ve haftalık olarak belirlenmiş çalışma süreleri var. Bu çalışma sürelerinin aşılması ise fazla mesai anlamına geliyor ve işverence fazla mesai yapan işçilere bunun bedelinin ödenmesi gerekiyor. İş Hukuku kapsamında görülen iş davalarında genel olarak gündeme işçilerin uğradığı haksızlıklar geliyor. Bu haksızlıklar arasında sıklıkla karşılaşılanlardan biri de işçilerin işveren tarafından uzun saatler boyunca ve yasal süreler dışında çalıştırılması ve işçilere fazla mesai ücretlerinin ödenmemesi yer alıyor. Böyle konularda işçi haklarını öğrenmek, ne gibi yasal yollara başvurulacağını bilmek için İş Hukuku’nda uzman bir iş avukatından danışmanlık almakta fayda var. İş davalarında en iyi hizmeti almak için Bozda Hukuk iş avukatlarına başvurabilirsiniz. Söz konusu uzun saatler çalıştırılmak olunca, akla en çok gelen soru ise şu oluyor: Fazla mesai ücretleri ne kadar ve nasıl hesaplanıyor? Yazımızda bu soruların cevaplarını detaylı olarak bulabilirsiniz.

4857 sayılı İş Kanununun 41. maddesinde düzenlenen fazla mesainin detaylarını içeren bir de yönetmelik bulunuyor. Bilindiği gibi işçi ile işveren arasında öncelikle bir iş sözleşmesi hazırlanıyor ve bu iş sözleşmesinde işçinin maaşının ne kadar olacağı yer alıyor. Bu maaş İş Kanunu kapsamında, işçinin günlük ve haftalık yasal çalışma süresi karşılığında belirlenen bir ücreti tanımlıyor. Fazla mesai ücreti ise ayrıca ödenen bir bedel ve elbette maaştan bağımsız olarak hesaplanıyor.

İş Kanunu, işçinin haftalık çalışma süresini en fazla 45 saat olarak belirlemiş durumda. 45 saati aşan bir çalışma süresi olursa bunun hesaplanması ve işçiye ayrıca ödenmesi işverenin yükümlülüğü… Haftalık 45 saati aşan çalışmalarda, çalışılan her fazladan saat için ücretin yüzde 50 zamlı olarak ödenmesi gerekiyor. Ancak doğru bir hesaplama yapılabilmesi için işçinin saatlik ücretini bilmek önemli. Haftada 50 saat çalışmış olan bir işçiden örnekle anlatılacak olursa şöyle: Diyelim ki bir işçi asgari ücretle çalışıyor. İşçinin bir aylık kazancı olan asgari ücretin saatlik tutarının bulunması için, 1 aylık çalışmanın saatlik değerini ifade eden 225 saate bölünmesi gerekiyor. Daha sonra fazla mesai ücretinin yüzde 50 zamlı halinin hesaplanabilmesi için ise çıkan sonucun 1,5 ile çarpılması gerekiyor.

 

Fazla Mesai Ücreti Ödenmezse Ne olur?

Pek çok işveren işçinin fazla mesai ücretini ödemiyor. Hatta bunun için bazı belgeler imzalatan iş yerleri de var. Ancak işçinin de bu konuda belli başlı hakları var. Eğer işveren işçinin fazla mesai ücretini ödemez veya eksik öderse, işçiye iki hak doğuyor:

  1. İşçi fazla mesaisinin üzerinden 20 gün geçmesine rağmen ücretini alamamışsa, işyerine gitse de iş yapmayabiliyor. Böyle bir durumda, işveren çalışanını işten çıkarma hakkına sahip olmuyor. Eğer çıkarmak isterse, daha büyük bir yükümlülüğünün altına girerek çalışana tazminat ödemek zorunda kalıyor. Öte yandan işçinin çalışmadığı süreç için maaş talep edemeyeceğini de belirtmekte fayda var.
  2. Fazla mesai ücreti ödenmeyen işçinin diğer bir hakkı ise iş sözleşmesini feshetmek oluyor. İşçi, bir iş avukatının desteği ve noter kanalıyla işverenine ihtarname çekebiliyor. Fazla mesai ücreti ödenmeyen veya eksik ödenen işçi, 20 günü beklemeden noterden göndereceği ihtarname ile işten ayrılıp 1 yılı aşan belirsiz süreli iş sözleşmesi varsa kıdem tazminatına da hak kazanıyor. İşverenin yükümlülüğü bununla da sınırlı değil; fazla mesai ücretinin yanı sıra varsa ulusal bayram genel tatil ücretini, hafta tatiline ait ücretini, yıllık izinlere ait ücretini, normal ödenmeyen aylık ücretlerinin de işçiye ödenmesi zorunlu oluyor.

 

Kimler Fazla Çalışamaz?

İş Kanununa göre fazla mesai yaptırılamayacak işçiler de mevcut. İlk olarak fazla mesai yapmak istemeyen ve bu konuda iş sözleşmesinde onay vermemiş kimseye iş yeri tarafından fazla mesai yaptırılamayacağını söyleyelim. Fazla mesai konusunda işçiden onay alınma zorunluluğu olduğunun da altını çizelim. Öte yandan fazla mesai saatinin de belirlenmiş olduğunu bilmelisiniz. 1 yıl içerisinde 270 saati aşacak şekilde fazla mesai yapılamıyor. Ayrıca, 18 yaşını doldurmamış olanların, hamilelerin, yeni doğum yapmış olan veya emziren kadınların, kısmi süreli olarak çalışanların, sağlığı uygun olmayan ve bu durumu raporla belgeleyenlerin fazla mesai yapması da İş Kanunu gereğince yasak!

Evlilik Sözleşmesi Nedir?

evlilik sözleşmesi nedir

Evlilik sözleşmeleri son yıllarda oldukça gündemde… Bunun en önemli sebeplerinden biri her geçen yıl boşanmalardaki artış ne yazık ki. Evlenecek olan çiftler, her ne kadar kurdukları evlilik birliğinin bir ömür boyu sürmesini arzu etseler de bir gün noktalanabileceği ihtimalini de göz ardı etmiyor ve hem haklarını hem de mal varlıklarını daha evlenmeden güvence altına alıyor. Bunun için hazırlanan sözleşmeye ise evlilik sözleşmesi veya mal rejimi sözleşmesi deniyor. Ayrıca evlilik sözleşmesi yalnızca evlenmeden önce hazırlanan bir sözleşme değil. Hali hazırda evli olan çiftler de evlilik birliği içerisindeyken böyle bir hazırlamayı tercih edebiliyor. Evlenme öncesinde ya da evlendikten sonra eşlerin sahip oldukları veya satın alacakları malların nasıl paylaşılacağını belirleyen evlilik sözleşmesinin Aile Hukuku alanında uzman avukatlarca hazırlanması oldukça önemli. Evlilik sözleşmesi yapmadan önce Bozda Hukuk’un uzman avukatlarından destek alabilirsiniz.

Mal Rejimi Nasıl Yapılıyor?

Türk Medeni Kanununda evlilik sözleşmesi “mal rejim sözleşmesi” olarak geçiyor. Evlilik sürecinde veya evliliğin sona ermesi halinde mal varlıklarının nasıl yönetileceğinin, tarafların yükümlülüklerinin, malların nasıl tasfiye edileceğinin resmi olarak düzenlenebilmesi için uzman desteğiyle hazırlanmış olan mal rejim sözleşmesi hayati değer taşıyor. Bu sayede iki tarafın da olası hak kayıplarının önüne geçilebiliyor.

Evlilik sözleşmesi iki şekilde yapılabiliyor ve genel olarak bu sözleşme noter huzurunda hazırlanıyor. Eşler, onama şeklinde evlilik sözleşmesini uzman bir avukat eşliğinde hazırlayarak notere gidebiliyor. Noter imzaların eşlere ait olduğunu onaylıyor. Diğer bir yöntem olarak da evlilik sözleşmesi metnini direkt olarak noter hazırlıyor.

Bir istisna durum olarak, eşler evlenme başvurusu sırasında da yazılı olarak sadece mal rejiminin seçilmesi sureti ile evlilik sözleşmesi hazırlama yoluna gidebiliyor. Eğer sözleşme bu şekilde hazırlanırsa seçilen mal rejimi, evlilik tarihinden; noterde yapılan mal rejimi sözleşmesi ise noterde yapıldığı tarihten başlayarak geçerli oluyor. Noterde yapılan evlilik sözleşmesinin nikâh akdinden önce yapılması halinde ise sözleşmenin başlangıç tarihi evlilik tarihi olarak kabul ediliyor. Bir önemli detayı daha unutmayalım; evlilik sözleşmesi yapılmasına son dakika karar veren eşler de olabiliyor. Bunun çaresi var. Dileyen eşler evlilik töreni sırasında bu sözleşmeyi hazırlayabiliyor. Bunun için yalnızca nikâh memuruna beyanda bulunmak yeterli oluyor.

 

Türk Medeni Kanununda Evlilik Sözleşmesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun Kişisel Mallar 1. Kanuna göre kişisel malları şöyle sıralıyor:

  • Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya
  • Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri
  • Manevi tazminat alacakları
  • Kişisel mallar yerine geçen değerler
  • Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dâhil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dâhil olmayacağını da kararlaştırabilirler.

 

Boşanma Sırasında Evlilik Sözleşmesi

Evlilik sözleşmeleri daha sonradan kaldırılabilen veya değiştirilebilen sözleşmelerdir. Hatta boşanma sırasında hâkim kararıyla da bu sözleşmelerin hükmü ortadan kalkabiliyor. Şöyle ki, boşanma davası sürecinde eşler kendi aralarında karar vererek bu sözleşmeyi iptal edebiliyorlar. Bunun yanı sıra davaya bakan hâkim de eşlerin maddi durumlarını gözeterek mal rejimi sözleşmesinin hükümlerini iptal edebiliyor. Türk Medeni Kanunu kişiler arasında düzenlenen mal rejimi sözleşmesinin kanunlardaki sınırlarını da belirliyor ve buna göre eşler mal rejimini seçebiliyor, değiştirebiliyor ya da kaldırabiliyor.

 

Mal Rejimi Sözleşmesinin Şartları

Eşler arasında mal rejimi sözleşmesi yapılabilmesi için de bazı şartlar gerekiyor. O şartlar ise şunlardır:

  1. Mal rejimi sözleşmelerinin yapılabilmesi için eşlerin ayırt edebilme yeteneğine sahip olmaları, kanunen kısıtlı ya da küçük olan tarafın yasal temsilcilerinin rızasının alınması gerekiyor.
  2. Evlilik sözleşmesi kişilerin kendi hakları ile ilgili olduğu için eşler tarafından bizzat yapılabiliyor.
  3. Evlilik sözleşmesinin başladığı tarihte, kişisel malların tespit edilmiş olması gerekiyor.
  4. Yapılan sözleşmelerde eşlerin daha önceden edinmiş oldukları kişisel mallar üzerinde hak iddia etmeleri söz konusu olmuyor.

Evlilik Sebebiyle İşten Ayrılma

evlilik nedeniyle sebebiyle işten ayrılma

İşveren ve işçi arasındaki ilişkilerde anlaşmazlıkların yaşanmaması ve hak kaybı gibi durumların oluşmaması için işçilerin haklarını çok iyi bilinmesi oldukça önemli… Çalışanlar, iş sözleşmelerinin feshi gibi durumlarda hangi haklardan faydalanabileceklerini ve hangi durumlarda bazı hakları elde edemeyeceklerini bilmeleri durumunda işveren ile çıkan uyuşmazlıklarda daha akılcı çözüm yollarına başvurabiliyor. Bu durumda en akılcı çözüm ise, İş Kanununa hakim bir iş avukatından destek almak oluyor. Bozda Hukuk İş Avukatları iş davalarında size profesyonel hizmet ve akılcı çözümler sunuyor.

Bilindiği gibi iş davalarında en çok konusu geçen tazminat hakları oluyor. Bunlar arasında kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı da başta geliyor. Bir işçinin kıdem tazminatı hakkı kazanabilmesi işçin iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedilmesi gerekiyor. Yani çalışan kendi isteğiyle işten ayrılmak isterse bu haktan faydalanamıyor. Ancak bazı istisnai durumlar söz konusu… Bunlardan biri de kadın çalışanları oldukça yakından ilgilendiriyor. Çünkü kanunda yalnızca kadın çalışanlar için düzenlenmiş bir madde var: Evlilik sebebiyle işten ayrılma… Bir kadın çalışan evlilik sebebiyle iş yerinden ayrılıyorsa kıdem tazminatı alabiliyor. Buna “evlilik tazminatı” deniyor. Ancak evlilik sebebiyle işten ayrılmanın ve buna bağlı olarak evlilik tazminatı almaya hak kazanmanın bazı koşulları bulunuyor.

 

Evlilik Tazminatına Hak Kazanmanın Koşulları Neler?

1475 Sayılı İş Kanunu, evlilik tazminatına hak kazanma koşullarını 14. Maddede belirlemiş durumda. Buna göre, evlilik sebebiyle iş sözleşmesini feshetme hakkı yalnızca kadın çalışana ait. Ancak söz konusu fesih işleminin evlilik tarihi itibariyle bir sene içerisinde gerçekleşmesi ve kadın çalışanın hali hazırdaki iş yerinde çalışıyorken evlenmesi gerekiyor. Böyle bir durumda kadın işçinin çalışmaya başladığı tarihten itibaren iş sözleşmesinin devamı süresince her geçen tam yıl için işverence 30 günlük ücreti tutarında kıdem tazminatı alma hakkı oluyor. Bir yıldan artan süreler için de aynı oran üzerinden ödeme yapılıyor. Kadın işçi evlilik tazminatını talep etmezse bu haktan faydalanamıyor. Bunun yanı sıra bu haktan yararlanabilmesi için iş sözleşmesinin devam ediyor olması şartı da var.

 

Evlilik Sebebiyle İşten Ayrılmada İhbar Tazminatı Ödeniyor mu?

Evlilik sebebiyle işten ayrılma durumunda akla gelen sorulardan biri de ihbar tazminatı konusu. Bildiğiniz gibi işten ayrılmak isteyen iççi için de işçisini çıkarmak isteyen işveren için de bir ihbar süresizorunluluğu var. Bu süreye uymayan işçi de işveren de ihbar tazminatı ödemek zorunda. Buna değinmeden önce evlilik tazminatıyla ilgili diğer detaylara bakmakta fayda var. Evlilik sebebiyle işten ayrılmak isteyen kadın işçinin evlilik tazminatı alabilmesi için bir yıllık süre resmi nikah itibariyle başlıyor. Düğün veya imam nikahı gibi resmi olmayan tarihler ne kadın işçi ne de işveren açısından baz alınamıyor. Eğer bir yıllık süre içinde kadın işçi işten ayrılma isteğini yazılı olarak beyan ederse bir sorun yok, evlilik tazminatı hakkından faydalanabiliyor ancak ihbar tazminatı bakımından durum böyle değil. İşveren böyle bir durumda ihbar tazminatı ödemekle yükümlü olmuyor. Aynı zamanda kadın işçinin ihbar süresince çalışması da gerekmiyor. Evlilik nedeniyle işten ayrılmak isteyen çalışan bunu işverene bir dilekçe ile bildirmeli. Bunun yanında evlenme cüzdanı fotokopisiyle birlikte kıdem tazminatı için de müracaat etmeli. Evlilik tazminatının ödenebilmesi için iş sözleşmesinin son bulduğu tarihte, çalışılmış sürenin toplam 1 yılı geçmiş olması gerektiğini de hatırlatalım.

 

İş Sözleşmesi Feshinde Uzlaşmazlık Yaşanırsa Ne Yapılmalı?

Her ne kadar yasal haklar çerçevesinde olsa da evlilik sebebiyle işten ayrılma durumunda işçi ve işveren arasında bazı uyuşmazlıklar yaşanabiliyor. Peki, evlilik sebebiyle iş sözleşmesi feshinde uzlaşmazlık yaşanırsa ne yapılmalı? Bu sorunun ilk sıradaki cevabı, İş Hukukuna hâkim bir iş avukatından danışmanlık almaktır. Bununla birlikte çalışanın iş sözleşmesini evlilik sebebiyle feshettiğini noter aracılığıyla işverene bildirmesi de bir başka önemli yoldur.

 

Evlilik Sebebiyle İşten Ayrılan İşçi Hemen İşe Girebilir mi?

Evlilik sebebiyle işinden ayrılan ve evlilik tazminatı alanların en sık sorduğu sorulardan biri yeniden başka bir yerinde çalışmaya başlamak için beklenmesi gereken bir süre olup olmadığı. Böyle bir süre olmadığını belirtelim. Yeniden çalışmaya başlamak çalışma hak ve özgürlükleri kapsamında yer alıyor. Bu nedenle, evlilik tazminatı alarak işten ayrılan kadın çalışan isterse hemen başka bir kurumda sigortalı olarak çalışmaya başlayabiliyor.

Boşanma Nedenleri Nelerdir?

boşanma nedenleri ve sebepleri nelerdir

Hemen hemen her evlilik sonsuza kadar süreceği düşünülerek başlıyor. Elbette geleneksel bazı durumlar nedeniyle istisnalar yaşanabiliyor ancak bilindiği gibi evlilik esasen bir sevgi, aşk ve bağlılık meselesi. Yuva kurma isteğiyle evlenen herkes bu aile birliğinin hayatı boyunca sürmesini arzu ediyor. Ancak kimi zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor. Zamanla birbirini daha iyi tanıyan eşler aslında ruh ikizi olmadıklarını anlıyor. Bunun yanı sıra daha farklı birçok sebeple eşler evlilik birliğinin noktalanması yönünde karar alabiliyor. Her ne sebeple boşanıyor olursanız olun, Bozda Hukuk’un uzman boşanma avukatlarıyla boşanma süreciniz çok daha kısa ve sorunsuz bir şekilde ilerliyor.

Peki, boşanma nedenleri nelerdir? Özel ve genel olmak üzere boşanma nedenleri ikiye ayrılıyor. Bu nedenlere ve sürecinin gidişatına bağlı olarak da boşanma davaları anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davası olarak ikiye ayrılıyor. Anlaşarak evlenen ama bir süre sonra boşanmaya karar veren eşlerin bu süreci mümkün olduğunda yıpranmadan atlatabilmesi için anlaşmalı boşanmayı tercih etmeleri çok daha iyi oluyor.

 

Boşanmanın Özel Nedenleri

Boşanmanın özel nedenlerini zina, yaşama kast etme, kötü davranışlar, haysiyetsiz yaşama, terk etme ve akıl hastalıkları olarak sıralayabiliriz. Şimdi bunları bir de süreç içerisinde değerlendirecek şekilde tek tek ele alalım.

Zina: Eşlerden birinin, evlilik birliği içerisindeyken bir başkasıyla daha ilişki içerisinde olmasına zina deniyor. Tabi bu ilişkiye zina denebilmesi için cinsi münasebet olması da gerekiyor. Durumun bir başka tanımı ise “aldatma.” Zina, Aile Hukuku’nda özel boşanma sebepleri arasında yer alıyor ve mutlak bir boşanma sebebi olarak kabul ediliyor. Hâkim zinanın tespit edilmesi durumunda evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını gözetmeden eşlerin ayrılması yönünde karar verebiliyor. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken konulardan biri, zinaya dayanan boşanma davası açılırken 6 ay ve 5 yıl olarak belirlenmiş olan hak düşürücü sürelere dikkat edilmesi. 6 aylık süre, eşin zinayı öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlıyor. Zinayı öğrenen eşin o tarih itibariyle 6 ay içerisinde boşanma davası açması gerekiyor. 5 yıllık süre ise zina fiilinin işlendiği tarihte başlıyor. Aldatılan eş, zinayı 5 yılın ardından öğrenmiş olsa bile buna dayalı olarak boşanma davası açamıyor.

Yaşama kast etme ve kötü davranma: Türk Medeni Kanununun 162. Maddesi şöyle diyor: “Eşlerden her biri diğeri tarafından, hayatına kast edilmesi veya kendisine kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir.” Yaşama kast demek, bir eşin diğer eşi öldürmeye teşebbüs etmesi demek. Ancak bu durumun fiilen ortaya konmuş olmasını gerektiğini unutmayın. İddialar üzerine dava açılamıyor. Ölümle tehdit edilmek de dava açılması için yeterli değil. Kötü davranmaya gelirsek; bir eşin diğer eşin vücut bütünlüğüne ve sağlığına saldırması anlamına geliyor. Genel geçer tabiriyle şiddet uygulanması diyebiliriz. Öte yandan hakaret etmek, haksızlığa uğratmak, küçük düşürücü davranışlarda bulunmak da onur kırıcı davranışlar kapsamında özel boşanma sebepleri arasında yer alıyor. Bu tür boşanma sebeplerinde de yine zina ile aynı şekilde hak düşürücü süreler konusunda dikkatli olmak gerekiyor.

Küçük düşürücü suç ve haysiyetsiz yaşam: Küçük düşürücü suçun belirlenmesinde toplumsal anlayışın dikkate alındığını belirtelim. Örneğin, hırsızlık, hileli iflas, dolandırıcılık, ırza geçme gibi suçlar küçük düşürücü suç kapsamında yer almıyor. Haysiyetsiz yaşam sürme konusunda ise bir süreklilik aranıyor. Örneğin, alkol bağımlılığı, kumar bağımlılığı, hayat kadını olarak çalışma gibi durumlar haysiyetsiz yaşam olarak kabul ediliyor. Ancak bunlara bağlı olarak boşanma davasının açılabilmesi için bunların sürekliliğinin ispatı da gerekiyor.

Terk etme: Türk Medeni Kanunu, eşlerden birinin haklı bir sebep olmaksızın ortak konutu terk etmesi halinde diğer eşin boşanma davası açabileceğini söylüyor. Fakat tek başına terk etme eylemi yeterli olmuyor. Başka şartlar da aranıyor. Terk etme eyleminin haklı bir sebebe dayanıyor olmaması önemli. Kanuna göre, terk etmeye bağlı olarak boşanma davasının açılabilmesi için, eşin ortak konuta davet edilmesi gerekiyor. Bunun için de ihtar yoluna gidilmeli. İhtarın yapılabilmesi için terk etme eyleminin üzerinden 4 ay geçmesi gerekiyor.

Akıl Hastalıkları: Akıl hastalığına bağlı olarak boşanma davası açılacaksa, akıl hastalığının ne zaman başladığı önem kazanıyor. Davanın açıldığı esnada hastalığın varlığı yeterli. Buradaki önemli detay ise şu: Boşanma davasında, hastalığın iyileşemeyeceği sağlık kurulu raporuyla tespit edilmeli! Bununla birlikte akıl hastalığının ortak hayatı sürdürülemez hale getirdiğinin de ispat edilmesi gerekiyor.

 

Boşanmanın Genel Nedenleri

Yukarıda detaylı olarak söz ettiğiniz özel sebeplerin yanı sıra boşanmanın bir de genel nedenleri var. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması genel nedenlerin başında geliyor. Eşlerin evlilik birliğinden farklı beklentilere sahip olmaları, ortak bir hayat yürütülememesi, şiddetli geçimsizlik gibi durumlar evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olabiliyor. Bunun yanı sıra boşanmanın genel nedenleri olarak şunları sıralayabiliriz:

  • Eşine iftira etmek
  • Aile sırlarını açıklamak
  • Eşi ailesi ile görüştürmemek
  • Eşin ailesine hakaret etmek
  • Sevginin bitmesi
  • Aşırı kıskançlık
  • Bağımsız konut sağlanamaması yani kayınvalide ve kayınpeder ile aynı konutta yaşama
  • Üvey çocuklara kötü davranma
  • Cinsel problemler (İlişki kurmamak veya zorla ilişki)
  • Fuhuş yapmaya zorlamak
  • Sürekli kavga etmek
  • Kadının çalışmasına engel olmak

Boşanma Davası Dilekçesi Nasıl Yazılır?

boşanma davası dilekçesi nasıl yazılır

Evlilik birliğini devam ettiremeyen ve boşanmak isteyen eşlerin atması gereken ilk adım iyi bir boşanma avukatına başvurmak ve elbette boşanma avukatının yönlendirmeleriyle Aile Hukukuna ve açılması istenen boşanma davasının türüne göre bir boşanma davası dilekçesi hazırlamaktır. Boşanma davası dilekçesi nasıl yazılır, sorusunun en doğru cevabını almak ve boşanma davası açmak için Bozda Hukukboşanma avukatlarından en iyi hizmeti alabilirsiniz.

Boşanma davası dilekçesinin yazılması evliliğin sonlanması için atılacak olan zorunlu bir adım ve sürecin de ilk adımını oluşturuyor. Ancak dilekçe yazılırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar olduğunu unutmayın. Bunlardan ilki boşanma davasının hangi tür bir dava olduğu… Boşanma davaları bilindiği gibi anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanma davaları olarak ikiye ayrılıyor. Her iki dava türü için yazılması gereken boşanma davası dilekçelerinin ise farklı detayları ve sürece etkide bulunabilen bazı önemli püf noktaları bulunuyor.

Elbette her iki dava türü için hazırlanacak olan boşanma davası dilekçelerinin ortak bazı olmazsa olmazları da var. Bunlardan ilki dilekçenin eşlerin ikamet adresinin bağlı olduğu Aile Mahkemesi’ne dilekçe yazılması… Eğer ikamet edilen lokasyonda Aile Mahkemesi yoksa dilekçenin Sulh Mahkemelerine yazılması ve davanın o mahkemeye açılması gerekiyor. Her türlü boşanma dilekçesinde tarafların tüm kimlik bilgilerinin eksiksiz olarak yer alması ve boşanmaya neden olan olayların ve sürecin net bir şekilde ifade edilmesi de önem taşıyor.

 

Boşanma Dilekçesinde olması Gerekenler

Boşanma davaları ister anlaşmalı ister çekişmeli olsun, yazılan dava dilekçesinde bulunması gerekenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Boşanma sürecinin en temel belgesi olarak nitelendirilen boşanma dilekçelerinde evliliği bitiren tüm gerekçeler ve tarafların birbirilerinden talep ettikleri hukuki her hak ve detay açık bir şekilde belirtilmeli.
  • Dilekçede yer alan her ifadenin davanın sürecini etkileyebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Detaylar davanın niteliğini ve süresini de belirliyor. O nedenle her boşanma davası için ayrı nitelikte boşanma dilekçesi hazırlanması önem taşıyor.

 

Gerekçelerine Göre Boşanma Davası Dilekçeleri

Boşanma dilekçeleri gerekçelerine göre sınıflanabiliyor. Buna göre boşanma dilekçelerinin aldatma nedeniyle boşanma dilekçesi, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma dilekçesi, anlaşmalı boşanma dilekçesi ve çekişmeli boşanma dilekçesi gibi türleri bulunuyor. Şimdi bunlara tek tek bakalım:

Aldatma nedeniyle boşanma dilekçesi: Günümüzde boşanma gerekçeleri arasında popüler olanlardan biri, eşlerden birinin diğerini aldatması ve zina! Boşanma bu tür bir sebepten dolayı gerçekleşecekse davacı tarafın hazırlayacağı boşanma dilekçesinde delillerin yer alması oldukça önemli. Bunun yanı sıra davacı eşin nafakatazminat ve velayet gibi konularda isteklerini yine tüm detaylarıyla dilekçeye yazması gerekiyor. Eğer aldatılan taraf, boşanma gerçekleşmeden önce davalı eş tarafından terk edildiyse noter aracılığıyla ihtar da çekilmeli. İhtar çekilen tarafın ise 2 ay içerisinde ihtara yanıt vermesi gerekiyor. Eğer olumlu bir yanıt gelmezse ihtarla birlikte hazırlanacak boşanma dilekçesinde terk etme süreci, terk edilme şekli ve nedenleri de yer almalı.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma dilekçesi: Şiddetli geçimsizlik de yine bir başka popüler boşanma sebebi olarak gösterilebilir ve aynı zamanda evliliği temelden sarsan nedenler arasında kabul edilir. Bu gerekçeyle açılacak bir boşanma davasında evliliğin neden sürdürülemediği ve çifti boşanma noktasına getiren olayları dilekçede açıkça belirtmek gerekiyor. Evlilik birliğinin artık devam ettirilemez noktaya geldiği de mutlaka ifade edilmeli.

Anlaşmalı boşanma dilekçesi: Ayrılmak isteyen ancak süreci çok uzatmak istemeyen eşler dava açmadan önce her konuda kendi aralarında anlaşmaya varabiliyorlar. Eşlerin anlaştıkları tüm detayları dava dilekçesinde net olarak belirtmeleri ve aynı zamanda bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlamaları gerekiyor. Anlaşmalı boşanma dilekçelerinde iki tarafın da imzası yer almak zorunda.

Çekişmeli boşanma dilekçesi: Kimi zaman eşlerden biri boşanmak istemeyebiliyor veya diğer tarafın boşanmak istediğinden haberi olmayabiliyor. Genel olarak tek bir tarafın boşanmayı talep ettiği ve mahkemeye başvurduğu durumlarda hazırlanan dava dilekçesi çekişmeli boşanma davası dilekçesi oluyor. Dilekçeyi hazırlayan tarafın boşanma talebine ilişki nedenlerini ve mal paylaşımıvelayetnafakatazminat gibi hukuki taleplerini dilekçede belirtmesi gerekiyor.

Boşanma İşlemleri Nasıl Yapılır?

boşanma işlemleri nasıl yapılır

Boşanma davası nasıl açılır? Boşanma işlemleri nasıl yapılır? Boşanmaya karar veren kişilerin en sık sordukları sorular işte bunlar! Bunların cevaplarını en doğru şekilde alabilmek için ise Bozda Hukuk’un Aile Hukukuna hâkim boşanma avukatlarından en iyi hizmeti alabilirsiniz. En sık görülen dava türleri arasında bulunan boşanma davaları bilindiği gibi çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılıyor. Her iki boşanma türünde ise yapılacak işlemler ve izlenecek yollar değişiyor. Atılması gereken ilk adım, iyi bir boşanma avukatına başvurmak ve yola konusunda uzman birinin desteğiyle çıkmak.

 

Çekişmeli Boşanma Davası İşlemleri

Türkiye’de boşanma davaları ağırlıklı olarak çekişmeli olarak görülüyor çünkü ayrılmak isteyen eşler ya pek çok konuda uzlaşamıyorlar ya da boşanma sebepleri aile içi şiddet, zina gibi çekişme yaratacak konular oluyor. Eşlerin genel olarak aralarında uzlaşamadıkları konular ise varsa müşterek çocuğun velayeti, mal paylaşımı, eşya paylaşımı, nafaka ve tazminat oluyor. Bu gibi durumlarda hukuki anlamda sorunlar yaşamamak ve hak kaybına uğramamak için avukat desteği almak önemli. Bir avukata başvurduktan sonra yapılması gereken, boşanma sebebine uygun bir şekilde boşanma dilekçesi hazırlamak… Dilekçede davalı ve davacı tarafın kimlik ve adres bilgileri eksiksiz olarak yer almalı. Aynı zamanda eşleri ayrılık kararına götüren olaylar da detaylı olarak ifade edilmeli. Varsa dilekçeye her türlü belge eklenmeli ve dava sürecinde şahit de gösterilmeli.

 

Anlaşmalı Boşanma İşlemleri

Son yıllarda anlaşmalı boşanma davalarının da sayısında bir artış var. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan, sosyal hayatını sekteye uğratmak istemeyen, kısa süreli evli kalan ve genel olarak henüz çocuk sahibi olmamış eşler ayrılırken aralarında pek çok konuda anlaşarak boşanma davasının tek celsede sonuca bağlanmasından yana oluyorlar. Ancak bunun için de yapılması gereken en önemli şey, yine uzman bir boşanma avukatının desteğini almak. Çünkü eşlerin aralarında vardıkları uzlaşmanın detayları davayı gören hâkim açısından oldukça önemli. Zira hâkim kararıyla anlaşma maddelerinde değişiklik söz konusu olabildiği gibi dava süreci çekişmeli davaya da dönüşebiliyor. Anlaşmalı boşanmak isteyen eşler boşanma avukatının doğru yönlendirmeleriyle öncelikle bir anlaşmalı boşanma dilekçesi hazırlamalılar. Bu dilekçede her iki tarafında kimlik ve adres bilgileri eksiksiz olarak yer almalı. Ayrıca, eğer talep ediliyorsa nafaka türü ve miktarı, tazminat türü ve miktarı, çocuğun velayetinin kimde olacağı, mal paylaşımı, eşya paylaşımı gibi konularda yapılan anlaşmaların tüm detayları da belirtilmeli. Bunun için de dilekçeye ilave olarak bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanmalı. Tüm bunlar tam ve eksiksiz olarak hazırlandıysa ikamet edilen bölgedeki Aile Mahkemesi’ne başvurmak ve boşanma davası açmak gerekiyor. Anlaşmalı boşanmalarda eşlerin ikisinin de duruşmada bulunma şartı olduğunu unutmayın. Davaya bakan hâkim her iki taraftan da boşanma isteğini sözlü olarak tekrarlamasını istiyor.

 

Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Özellikle günümüz koşullarında artık evlenmek de boşanmak da kolaylıkla alınan kararlar değil. Tüm hayatınızı değiştiren bu kararları alırken iyi düşünmenizde fayda var. Boşanmaya karar vermeden önce sizi bu noktaya getiren durumları tekrar gözden geçirin ve kararınızdan emin olun. Özellikle çocuklarınız varsa onlar için de sürecin etkilerini masaya yatırmanız gerektiğini unutmayın. Bunun yanı sıra gözden kaçırmamanız gereken detaylar ise şunlar:

  1. Boşanma avukatına başvurmadan önce bir aile danışmanıyla da görüşebilirsiniz.
  2. Boşanma kararı her iki taraf için de alınmış kesin bir kararsa, anlaşmalı boşanmayı tercih edin. Böylece süreç her iki taraf için de çok daha sancısız geçecek ve kısa zamanda tamamlanacaktır.
  3. Anlaşmalı boşanma davası açarken düzenlenen protokoldeki ifadelerinizin ve şartlarınızın açık, anlaşılır ve net olmasına özen gösterin.
  4. Çocukların kimin yanında kalacağına önceden karar verin. Unutmayın, önemli olan çocuğun kimin yanında kaldığı değil, bakım ve sağlığı açısından kimin yanında kalmasının daha doğru olduğudur.
  5. Nafaka, tazminat gibi konularda talepte bulunurken, yalnızca kendinizi değil, ayrılacağınız kişiyi de düşünün. Süreç içerisinde daima yapıcı bir tutum sergilemek, özellikle varsa müşterek çocuğunuzun bilişsel sağlığı için oldukça önemli.
  6. Maddi ve manevi tazminat talep edeceklerin bu taleplerini davayla birlikte sunmaları da zaman ve masraf yönünden avantaj sağlıyor.
  7. Boşanma kararı kesinleştikten sonra en geç bir yıl içinde yoksulluk nafakası ve maddi-manevi tazminat talebinde bulunulabiliyor. Ancak bir yılı geçirdiyseniz bu taleplerde bulunamıyorsunuz.

Yıllık İzin Süresi Nasıl Hesaplanır?

yıllık izin süresi nasıl hesaplanır

Yıllık izin kullanımları ve süreleri çalışan herkesi ilgilendiren bir konu… Çalışan herkesin izin kullanma ve dinlenme hakkı var. İş Hukuku kapsamında, işçi hakları içinde yıllık izin kullanma hakkı da bulunuyor. Ancak yine de söz konusu detaylar olunca yıllık izin kullanımı ve yıllık iznin nasıl hesaplandığı gibi konularda kafalar karışabiliyor. Kimi durumlarda işçi ve işveren arasında izin haklarıyla ilgili olarak uzlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Özellikle işten çıkarılma veya işçinin kendi isteğiyle işinden ayrılması gibi durumlarda kullanılmayan yıllık izinlerin ne olacağı da önemli soru başlıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bozda Hukuk’un uzman iş avukatları kadrosu işçi hakları kapsamında profesyonel hizmet veriyor.

Çalışan herkesin her yıl kazandığı bir izin hakkı ve izin süresi var. Yıllık izin süreleri de İş Kanununda oldukça açık bir şekilde belirtiliyor ve izin haklarının kullanılması ve kullandırılması da zorunlu tutuluyor. Peki, her çalışanın yıllık izin süresi aynı mı? Yıllık izin süresi nasıl hesaplanır? Yıllık izin konusunda artık kafanız karışmasın, aradığınız tüm cevapları yazımızda bulabilirsiniz.

 

Yıllık İzin Süresi Ne Kadardır?

Çalışanların yıllık izin süreleri kıdem durumuna göre değişiyor. Yıllık izin sürelerinde asgari sınır 14 gün, üst sınır ise 26 gündür. Bununla birlikte, hiçbir işçi istediği anda yıllık izne ayrılamıyor. Yıllık izne çıkmadan bir ay önce her işçinin işverenine bu hakkını kullanmak istediğini bildirmesi gerekiyor. İş Kanunu her konuda olduğu gibi yıllık izinler konusunda da işçilerin haklarını kapsamlı şekilde koruma altına alıyor. Yıllık ücretli izin kullanacak olan bir işçi eğer bu hakkını şehir dışında kullanacaksa ve bu durumu belgeleyebiliyorsa seyahat süreleri izne dahil edilmiyor ve işveren 4 güne kadar işçiye ücretsiz izin vermek zorunda oluyor.

4857 sayılı İş Kanunu’na göre yıllık izin süreleri şu şekilde:

  • 1 yıldan 5 yıla kadar aynı iş yerinde çalışıyor olan işçilerin 14 gün
  • 5 yıldan fazla 15 yıldan az çalışanlara 20 gün
  • 15 yıl ve daha fazla olanlara 26 gün

Öte yandan İş Kanunu şöyle diyor: 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile arttırılabilir.

 

Resmi Tatiller ve Hafta Sonları Yıllık İzne Dâhil Mi?

4857 sayılı İş Kanunu 53. Maddesinde çalışanın işe başladığı tarihten itibaren, bu sürenin içinde deneme süresi de olmasını zorunlu tutuyor. En az bir yıl çalışmış olan bir işçi 14 gün izin kullanma hakkını elde ediyor. Ücretli yıllık izin günleri, milli ve dini bayramlar gibi resmi tatil günlerine denk gelirse bu süreler izin süresine dâhil edilmiyor. Mevsimlik veya kampanya kapsamında ya da proje bazlı olarak çalışan ve çalışma süresi bir yılı bulmayan işçilerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler geçerli sayılmıyor.

 

Hangi Durumlar Yıllık Ücretli İzne Tabidir?

İş Kanununda yıllık ücretli izne tabi olan durumlar da açık bir şekilde belirtiliyor:

  • Kadın çalışanların doğumdan önce ve doğumdan sonra çalışmadıkları süre,
  • Herhangi bir kaza nedeniyle ve sağlık problemlerinden ötürü işe gidemeyen çalışanların işe gidemediği günler,
  • İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında, yıllık 90 gün aşılmadığı takdirde, işine gidemediği günler,
  • İş yerindeki zorlayıcı nedenlerden dolayı işin bir haftadan daha uzun sürecek şekilde çok tatil edilmesi sonucu işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın 15 günü
  • İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları, hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine devam edemedikleri günler
  • Çalışanın evlenme durumunda3 güne kadar, birinci dereceden yakınların vefat etmesi halinde 3 güne kadar verilecek izinler

İş Kanununa göre vazgeçilemez hak olan yıllık izin hakkı konusunda işçi ve işveren aralarında anlaşabiliyor. Bu gibi durumlarda yapılan anlaşma sonucunda izin karşılığında işçi ücret talep edebiliyor. İş sözleşmesinin feshedilmesi ve bu şekilde bir anlaşmanın yapılması onucunda ise kullanılmayan izinler işveren tarafından işçiye ödeniyor.

Yıllık izin hakkını kullanan işçilerin dikkat etmesi gereken bir başka önemli maddeye daha değinelim: 4857 sayılı İş Kanununun 58. maddesine göre, yıllık ücretli iznini kullanan bir işçinin izin süresi içinde ücret karşılığında başka bir yerde çalıştığı tespit edilirse, izin süresi içinde kendisine ödenen ücreti işveren geri alabiliyor.

İhbar Süresi Ne Kadardır?

İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi açısından iyi bir iş avukatından danışmanlık almak önemli… Bilindiği gibi en büyük anlaşmazlıklar genel olarak iş sözleşmelerinin feshedilmesi aşamasında yaşanıyor. İş sözleşmesinin feshedilmesi sürecinde işçinin de işverenin de bazı hakları ve yükümlülükleri bulunuyor. Bu yükümlüklerin başında ise ihbar süresi geliyor. İşveren çalışanını işten çıkaracaksa bu durumu belli bir süre önce çalışana bildirmek zorunda, aynı şekilde işçi de kendi isteğiyle çalıştığı kurumdaki görevinden ayrılmak istiyorsa bu isteğini yine belli bir süre önce işverenine bildirmek zorunda. Peki, ihbar süresi ne kadardır? Eğer ihbar süresine uyulmazsa neler olabilir? Bozda Hukuk’un iş avukatlarından her türlü detayı öğrenebilirsiniz.

 

İhbar Süresi Nedir?

İş sözleşmeleri karşılıklı olarak bitirilebiliyor ve bunun da birçok farklı sebebi olabiliyor. Bu sebeplerin bir kısmı İş Kanununda haklı fesih sebebi olarak yer alıyor. Haklı fesih sebepleri arasında olmayan gerekçelerle iş sözleşmesinin feshedilmesi durumundaysa hem işçi hem de işverenin bazı yükümlülükleri gündeme geliyor. İş Kanununa göre iş sözleşmesi ne işçi ne de işveren tarafından belli bir süreden önce sonlandırılamıyor, bu süreye ihbar süresi deniyor. Özetle, sözleşmeyi kim sonlandıracak olursa olsun, karşı tarafı durumdan önceden haberdar etmek zorunda.

İhbar süresi, bir işçinin iş yerinde çalıştığı süre ile doğru orantılı olarak değişiyor. İşçi ne kadar uzun süredir o iş yerinde çalışıyorsa, hak ettiği ihbar süresi de o kadar uzuyor. İş Kanunu, ihbar süresinin nasıl hesaplanacağını şu şekilde belirtiyor: “Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri;

  1. Bir iş yerinde 6 aydan az çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra,
  2. Bir iş yerinden 6 ay ila 1,5 yıl çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra,
  3. Bir iş yerinde 1,5 ila yıla kadar çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra,
  4. Bir iş yerinde İ3yıldan fazla çalışmış olan işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak 8 hafta sonra iş sözleşmesi feshedilebiliyor.

İş Kanununun belirlediği bu süreler asgari süreler, ancak sözleşmeler kapsamında bu sürelerin arttırılabildiğini de hatırlatalım. İşçi ya da işveren iş sözleşmesinin feshine dair olarak bu sürelere uymazsa cezai yaptırım uygulanıyor. Bu cezai yaptırımın kanundaki adı ise “ihbar tazminatı…”

 

İhbar Tazminatı

İş Kanunu ihbar tazminatını şu şekilde açıklıyor: “Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.”

Buradan da anlaşılacağı üzere ihbar süresine uymayan taraf tazminat ödemekle yükümlü oluyor. İhbar tazminatı, özellikle işçi açısından oldukça önemli! Uzun yıllar emek verilip çalışılan bir kurumdan haklarını almadan çıkarılmanın önüne bu yükümlülükle birlikte engel konulmuş oluyor.

 

İhbar Süresi Sırasında Uyulması Gerekenler

İş sözleşmelerinin yasal bakımdan feshedilmesinde gündeme gelen konu yalnızca ihbar süresi değil. İhbar süresi sırasında uyulması gereken birtakım kurallar var. Bu kuralları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Bir işveren ihbar süresine uyarak çalışanına iş sözleşmesini feshetmek istediğini bildirdiyse, ihbar süresi zarfında çalışanına her iş günü için 2 saat iş araması için vermek zorunda.
  2. Çalışanın iş arama izni ücrete tabi oluyor.
  3. Çalışan eğer istiyorsa iş arama süresini toplu şekilde kullanma hakkına sahip. Ancak, toplu şekilde kullanılan iş arama süresi, iş sözleşmesinin feshedileceği günden geriye doğru kullandırılıyor. Yani işçi, belli bir tarihten sonra hak ettiği süre kadar işe gelmeyebiliyor, ancak bu sürenin ücretini alıyor.

 

Hangi Durumlar İhbar Süresine Tabi Değildir?

İş sözleşmelerini feshedilmesiyle ilgili olarak ihbar süresine tabi olmayan bazı durumlar da var. Hangi durumlar ihbar süresine tabi değildir, diye merak ediyorsanız işte cevapları:

  • Deneme süresinde iş sözleşmesinin feshedilmesi durumu söz konusu olursa ihbar süresi gündeme gelmiyor. İş sözleşmesi hazırlanırken işçi ve işveren 2 aya kadar deneme süresi belirleyebiliyorlar. Bu süre içerisinde her iki taraf da ihbar süresi yükümlülüğü altında olmuyor ve diledikleri zaman iş sözleşmesini feshedebiliyorlar.
  • Evlilik nedeniyle işten ayrılmalarda da ihbar süresi olmuyor. Eğer iş sözleşmesi kadın işçinin evlenmesi nedeniyle feshedilecekse her iki taraf ihbar tazminatı da ödemiyor. Ancak evlilik nedeniyle işten ayrılan kadın çalışan “evlilik tazminatı” adı verilen kıdem tazminatını alma hakkına sahip oluyor.
  • Askerlik görevi nedeniyle işten ayrılacak olanların da ihbar süresi yükümlülüğü yok. Öte yandan, bu sebeple işten ayrılac

Mirasın Gerçek Reddi Davası

mirasın gerçek reddi davası

Bir kişinin ölümü veya gaipliği ile mal varlığının kimlere ve ne şekilde geçeğini belirleyen, tüm bunları yasalarla düzenleyen hukuk dalına miras hukuku denilmektedir. Miras Hukuku’na göre yasal ve atanmış olmak üzere iki türlü mirasçı bulunmaktadır. Her iki tür mirasçı da dilerlerse reddi miras hakkını kullanabilmektedir.

Miras bırakanın vefat etmesiyle birlikte, tüm hakları; alacakları ve borçları bilindiği gibi otomatik olarak mirasçılara geçmektedir. Ancak bu durum mirasçılar için her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Miras bırakanın borçları varsa ve bu durumdan habersizlerse mirasçılar mağdur durumuna düşebilmektedirler. Bu durumda da reddi miras davaları açılabilmektedir. Mirasçılar mirasın gerçek reddi davasıaçarak kendilerine kalan mirası kabul etmeme hakkına sahiptirler.

 

Mirasın Gerçek Reddi Nasıl Yapılır?

Miras bırakanın mal varlığının yanı sıra varsa borç ve alacakları da yasal mirasçılarına otomatik olarak geçmektedir. Ancak kimi durularda yasal mirasçılar bu mirası kabul etmemekte, miras bırakanın özellikle borçları sebebiyle mağdur duruma düşmek istememektedirler. Miras Hukuku gereğince böyle durumlarda miras reddedilebilir. Reddi miras davaları iki türlü yapılmaktadır. Mirasın gerçek reddi ve mirasın hükmen reddi ile mirasçılar kendilerine kalan mirası ret yoluna gidebilmektedir. Mirasın gerçek reddi için bir takım şartlar gerekmektedir. O şartlar şunlardır: Mirasın gerçek reddinin yapılabilmesi için mirasçıların mirası reddettiklerine dair tek taraflı olarak mutlaka beyanda bulunmaları gerekmektedir. Henüz reşit olmamış, yani 18 yaşını doldurmamış olan yasal mirasçılar reddi miras haklarını vasileri aracılığıyla kullanabilirler. Ancak bunun için öncelikle vasilerin Sulh Hukuk Mahkemesinden ve ardından da Asliye Hukuk Mahkemesinden izin almaları gerekmektedir. Reddi miras yapabilmenin koşulları şöyledir:

  1. Reddi miras yapabilmek için verilen 3 aydır. Bu süre tüm yasal mirasçılar için vefat eden kişinin ölüm tarihinden itibaren başlar.
  2. Ölüm anında herhangi bir yasal mirasçı durumdan haberdar olmayabilir. Böyle bir durumda ise yasal mirasçı için süre mirasçı olduğunu öğrendiği tarih itibariyle başlamaktadır. Ancak bunun ispat edilmesi gerekmektedir.
  3. Reddi miras yapıldıktan sonra miras hakkı, başkalarına geçerse onlar için reddi miras süresi mirasın reddedildiği tarih itibariyle başlamaktadır.
  4. Aylık yasal sürenin uzatılmasına yönelik talepte bulunmak için Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmak gerekmektedir. Süre ancak çıkan karar göre uzatılabilmektedir.
  5. Mirasa yönelik ret beyanı koşulsuz olmalıdır.
  6. Mirasın gerçek reddi için beyanın miras bırakan kişinin en son ikamet ettiği yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi hakimine yazılı ve sözlü olarak yapılmalıdır.

 

Mirasçılar Nasıl Tespit Edilir?

Bilindiği gibi miras haktır ve ölüm gerçekleştiği an itibariyle tereke (miras bırakanın hakları mal varlığı) tüm alacak ve borçlarıyla birlikte mirasçılara otomatik olarak geçmektedir. Bunun için mirasçıların ille de mirası kabul etmeleri şartı aranmamaktadır. Peki, mirasçılar nasıl tespit edilmektedir? İşte sırasıyla tespit edilen mirasçılar:

  1. İlk olarak miras bırakanın mirasçılık sıfatını kaybetmemiş altsoyları ve evlatlığı gelmektedir. Eğer miras bırakanın altsoyu varsa miras hakkı altsoy ve varsa hayatta kalan eşe geçmektedir.
  2. Miras bırakan kişinin alt soyu yoksa miras hakkı için anne ve babası ile onların alt soyu gelmektedir. Yani miras bırakanın kardeşleri ve kardeşlerinin çocukları mirasçı olma hakkı kazanmaktadırlar. Miras bırakanın eşi hayatta olsa bile bu kişilerle birlikte mirasçı olarak sayılmaktadır.
  3. Miras hakkında üçüncü sırada miras bırakan kişinin büyükanne ve büyükbaba gibi yakınlarıyla onların alt soyları gelmektedir. Eğer aile büyüklerinden bir yakını da hayatta değilse miras hakkı amca, dayı, hala, teyze veya onların çocuklarına geçebilmektedir. Ancak bu durumda miras bırakanın eşinin de hayatta olmaması gerekmektedir.
  4. Eğer miras bırakanın yasal olarak bir mirasçısı yoksa tereke devlete kalmaktadır.

 

Kimler Mirası Reddedebilir?

Miras bırakan kişinin yasal mirasçılarının her biri istiyorlarsa mirası reddedebilirler. Bunun için herhangi bir koşul aranmamaktadır. Ancak mirası reddedecek kişinin bunu herhangi bir koşula bağlamaması gerekmemekte ve muhakkak mirasçı sıfatına sahip olması gerekmektedir.

 

Reddi Miras Beyanı İptal Olur mu?

Miras reddedildikten sonra bu karardan dönmek mümkün değildir. Ancak bazı istisnai durumlar söz konusu olabilmektedir. Örneğin, borçlar kanunu kapsamında yer alan maddeye göre yanılma, aldatma veya korkutma ile mirası ret beyanında bulunulmuşsa ve bu durumu ispatlayabilen yasal mirasçı reddi miras beyanına yönelik iptal talebinde bulunabilmektedir.

 

Mirasın Reddiyle Birlikte Ölüm Aylığı Ne Olur?

Reddi miras davalarında kafaları karıştıran pek çok soru ve konu başlığı bulunmaktadır. Bunlardan biri de ölüm aylığıdır. Pek çok kişinin düştüğü yanılgının aksine, mirasın reddiyle birlikte ölüm aylığı kesilmemektedir. Yasal mirasçı böyle bir endişeye düşmeden mirası reddedebilir çünkü ölüm aylığı terekeyle ilgili değildir. Ölüm aylığı, ölen kişinin çalışmalarına karşılık olarak geride kalan yasal mirasçısına kanunlar tarafından tanınmış bir haktır. Özetle, dul ve yetim aylıkları reddi mirastan etkilenmez.

 

Mirastan Yoksunluk Sebepleri

Her ne kadar yasal mirasçı olunursa olunsun, mirastan yoksun kalma halleri de mevcut. Mirastan yoksun kalma sebepleri arasında şunlar yer almaktadır:

  • Kasten ve hukuka aykırı olarak miras bırakanı öldüren veya öldürmeye teşebbüs etmek
  • Kasten ve hukuka aykırı olarak miras bırakanı ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmayacak hale getirmek
  • Hile ve tehditle miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini sağlamak veya buna engel olmak.

 

Miras Davası İşlemleri

miras davası işlemleri miras davası nedir

Vefat eden kişilerin ardından kalan her türlü maddi değere miras denilmektedir ve bu değerler mirasçılara kalmaktadır. Yasal ve atanmış mirasçılar olarak iki türlü mirasçı bulunmaktadır. Miras davasıişlemlerinin usulüne göre ilerlemesi ve mal paylaşımlarında hak kaybı yaşanmaması için miras hukuku avukatlarına başvurmak gerekmektedir.

 

Miras Davası Nedir?

Vefat eden bir kişinin, ardında bıraktığı maddi değerlerin alınabilmesi için yakınları tarafından açılan davalara miras davaları denilmektedir ve bu davalar Miras Hukuku kapsamında görülmektedir. Miras hakkı, ilk olarak yasal mirasçılara, yani ölen kişinin hayattaysa çocuklarına ve eşine daha sonra ise atanmış mirasçılara geçmektedir.

 

Miras Davası Nasıl Açılır?

Bilindiği gibi mirasçılar arasında zaman zaman malların veya borçların eşit şekilde paylaştırılması konularında bir takım sorunlar yaşanmaktadır. İşte bu tür uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması için miras davası açılmaktadır. Ancak miras davaları miras bırakan kişinin vefatının ardından açılabilmektedir. Miras davalarının da türleri ve bu türlere bağlı olarak görüldüğü farklı mahkemeler bulunmaktadır. Miras davaları aynı zamanda en uzun süren dava türleri arasında da yer almaktadır. Bunun sebepleri arasında hem davaların tebliğ aşamalarının ve sonuçlanmasının zaman alması hem de mirasçıların usulsüz davranışları yer almaktadır. Miras davaları Türk Hukuk Sistemi içerisinde görülen davalar arasında karar aşamasına en uzun süre içerisinde getirilen davalardır. Özellikle davaların taraflara tebliğ edilmesi ve davanın sonuçlanması çok uzun zaman alabilmektedir. Miras davaları içerisinde yer alan dava türleri ise şunlardır: İstihkak davası, tenkis davası, tapu iptali ve tescili davası, veraset belgesinin iptali davası ve miras sözleşmesinin iptali davası… Miras davası açmadan önce yetkili mahkemenin belirlenmesi ve mirasçıların adreslerinin tespit edilmesi önemlidir. Bununla birlikte, miras bırakanın vefatından önce yapmış olduğu tasarruf bulunup bulunmadığının araştırılması, tüm belgelerin eksiksiz olarak toplanması ve dava dilekçesine eklenmesi gerekmektedir.

 

Miras Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Yasal olarak miras paylaşımının yapılabilmesi için öncelikle miras bırakanın yani murisin>/i> vasiyetname bırakıp bırakmadığına bakılmalıdır. Eğer vefat eden kişi bir vasiyetname bırakıp mallarını paylaştırdıysa, mal paylaşımı vasiyetnameye uygun şekilde gerçekleştirilir. Öte yandan, vefat eden kişinin eşinin ve çocuklarının hayatta olup olmadığı da miras paylaşımı yapılırken önem taşımaktadır. Mal ve borç paylaşımında sağ kalan eşe ¼’ü, çocuklara ise ¾’ü eşit şekilde dağıtılmaktadır. Miras bırakanın anne ve babası hayattaysa sağ kalan eş ile birlikte eşe kalan payın yarısı anne ve babaya eşit şekilde dağıtılmaktadır.

 

Kimler Mirastan Pay Alabilir?

Mirastan pay alabilecek kişiler Türk Hukuk Sistemine göre zümre sistemiyle belirlenmektedir. Buna göre üçüncü zümreye kadar olan akrabalar da mirastan pay almak hakkına sahip olurlar. Zümre sistemine göre birinci zümrede miras bırakan kişinin alt soyu bulunmaktadır. Yani mirasta ilk olarak hakkı olan kişiler miras bırakan kişinin eşi, çocukları ve torunlarıdır. Miras hukukunda mirasta hakkı olan ikinci zümre kişiler miras bırakan kişinin anne, baba ve varsa kardeşleridir. Son olarak üçüncü zümrede ise büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler gibi akrabalar yer almaktadır.

 

Atanmış Mirasçılar Kimlerdir? (Mirasçı nasbı)

Miras bırakan kişi vefat etmeden önce bir vasiyetname hazırlamış ve yasal mirasçılarının yanı sıra sahip olduğu mal varlığından başka kimselere ya da kurumlara da pay bırakmış olabilir. Vasiyetnamede bahsi geçen mirasçılara atanmış mirasçı, duruma da mirasçı nasbı denilmektedir. Bir kişi eğer istiyorsa vasiyetname hazırlayarak ister tüzel bir kişiyi isterse de gerçek bir kişiyi mirasçı olarak atayabilmektedir. Bununla birlikte yasal mirasçılar da kendilerine kalan miras payı üzerinden bir vasiyetname hazırlayarak mirasçı atayabilmektedirler.

 

Reddi Miras Nedir?

Miras yalnızca vefat kişinin ardında bıraktığı mal varlığını kapsamamakta aynı zamanda miras bırakanın borçlarını da içermektedir. Eğer vefat eden kişi ardında yasal mirasçılarını mağdur edecek ölçülerde borç bıraktıysa, yasal mirasçılar reddi miras davası açarak miras haklarından feragat edebilmektedirler. Aynı şekilde atanmış mirasçılar da reddi miras yapma hakkına sahiptirler. Reddi miras, Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü ve yazılı olarak beyan edilerek yapılmaktadır ve reddin kayıtsız, şartsız yapılması gerekmektedir. Bunun ardından hakim bir tutanak düzenleyerek mirası reddeden kişinin kimliğini belirler, imzalatır ve tutanağa ekletir. Reddi miras süresi vefat eden kişinin ölümünün ardından 3 aydır. Bu süre içerisinde yapılmayan ret beyanları kabul edilmez ve kütüğe işlenmez.

 

Reddi Miras Şartları

Reddi miras yapılabilmesi için bazı şartlar gerekmektedir:

  1. Mirası reddine dair tek taraflı irade beyanı şarttır ve bu beyan bizzat yapılmalıdır. 18 yaşını doldurmamış olanlar yasal varisleri aracılığıyla reddi miras yapabilmektedirler.
  2. Reddi miras, vefatın ardından 3 ay içerisinde yapılmalıdır. 3 aylık süre mirasçıların vefat eden kişinin ölüm tarihi öğrendikleri gün itibariyle başlar. Eğer mirasçılar ölüm tarihini geç öğrenmişlerse bunu ispat etmeleri gerekmektedir. Böylelikle onlar için yasal süre vefatı öğrendikleri gün itibariyle başlamaktadır.
  3. Eğer reddi miras sonucunda miras daha önce mirasçı olmayan kişilere geçtiyse, onlar için de reddi miras süresi mirasın reddedildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
  4. Reddi miras yaparken beyanın koşulsuz ve şartsız olması gerekmektedir.
  5. Reddi miras beyanı Sulh Hukuk hakimine yapılmalıdır.