Boşanma Davası Dilekçesi Nasıl Yazılır?

boşanma davası dilekçesi nasıl yazılır

Evlilik birliğini devam ettiremeyen ve boşanmak isteyen eşlerin atması gereken ilk adım iyi bir boşanma avukatına başvurmak ve elbette boşanma avukatının yönlendirmeleriyle Aile Hukukuna ve açılması istenen boşanma davasının türüne göre bir boşanma davası dilekçesi hazırlamaktır. Boşanma davası dilekçesi nasıl yazılır, sorusunun en doğru cevabını almak ve boşanma davası açmak için Bozda Hukukboşanma avukatlarından en iyi hizmeti alabilirsiniz.

Boşanma davası dilekçesinin yazılması evliliğin sonlanması için atılacak olan zorunlu bir adım ve sürecin de ilk adımını oluşturuyor. Ancak dilekçe yazılırken dikkat edilmesi gereken bazı noktalar olduğunu unutmayın. Bunlardan ilki boşanma davasının hangi tür bir dava olduğu… Boşanma davaları bilindiği gibi anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanma davaları olarak ikiye ayrılıyor. Her iki dava türü için yazılması gereken boşanma davası dilekçelerinin ise farklı detayları ve sürece etkide bulunabilen bazı önemli püf noktaları bulunuyor.

Elbette her iki dava türü için hazırlanacak olan boşanma davası dilekçelerinin ortak bazı olmazsa olmazları da var. Bunlardan ilki dilekçenin eşlerin ikamet adresinin bağlı olduğu Aile Mahkemesi’ne dilekçe yazılması… Eğer ikamet edilen lokasyonda Aile Mahkemesi yoksa dilekçenin Sulh Mahkemelerine yazılması ve davanın o mahkemeye açılması gerekiyor. Her türlü boşanma dilekçesinde tarafların tüm kimlik bilgilerinin eksiksiz olarak yer alması ve boşanmaya neden olan olayların ve sürecin net bir şekilde ifade edilmesi de önem taşıyor.

 

Boşanma Dilekçesinde olması Gerekenler

Boşanma davaları ister anlaşmalı ister çekişmeli olsun, yazılan dava dilekçesinde bulunması gerekenleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Boşanma sürecinin en temel belgesi olarak nitelendirilen boşanma dilekçelerinde evliliği bitiren tüm gerekçeler ve tarafların birbirilerinden talep ettikleri hukuki her hak ve detay açık bir şekilde belirtilmeli.
  • Dilekçede yer alan her ifadenin davanın sürecini etkileyebileceğini aklınızdan çıkarmayın. Detaylar davanın niteliğini ve süresini de belirliyor. O nedenle her boşanma davası için ayrı nitelikte boşanma dilekçesi hazırlanması önem taşıyor.

 

Gerekçelerine Göre Boşanma Davası Dilekçeleri

Boşanma dilekçeleri gerekçelerine göre sınıflanabiliyor. Buna göre boşanma dilekçelerinin aldatma nedeniyle boşanma dilekçesi, şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma dilekçesi, anlaşmalı boşanma dilekçesi ve çekişmeli boşanma dilekçesi gibi türleri bulunuyor. Şimdi bunlara tek tek bakalım:

Aldatma nedeniyle boşanma dilekçesi: Günümüzde boşanma gerekçeleri arasında popüler olanlardan biri, eşlerden birinin diğerini aldatması ve zina! Boşanma bu tür bir sebepten dolayı gerçekleşecekse davacı tarafın hazırlayacağı boşanma dilekçesinde delillerin yer alması oldukça önemli. Bunun yanı sıra davacı eşin nafakatazminat ve velayet gibi konularda isteklerini yine tüm detaylarıyla dilekçeye yazması gerekiyor. Eğer aldatılan taraf, boşanma gerçekleşmeden önce davalı eş tarafından terk edildiyse noter aracılığıyla ihtar da çekilmeli. İhtar çekilen tarafın ise 2 ay içerisinde ihtara yanıt vermesi gerekiyor. Eğer olumlu bir yanıt gelmezse ihtarla birlikte hazırlanacak boşanma dilekçesinde terk etme süreci, terk edilme şekli ve nedenleri de yer almalı.

Şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanma dilekçesi: Şiddetli geçimsizlik de yine bir başka popüler boşanma sebebi olarak gösterilebilir ve aynı zamanda evliliği temelden sarsan nedenler arasında kabul edilir. Bu gerekçeyle açılacak bir boşanma davasında evliliğin neden sürdürülemediği ve çifti boşanma noktasına getiren olayları dilekçede açıkça belirtmek gerekiyor. Evlilik birliğinin artık devam ettirilemez noktaya geldiği de mutlaka ifade edilmeli.

Anlaşmalı boşanma dilekçesi: Ayrılmak isteyen ancak süreci çok uzatmak istemeyen eşler dava açmadan önce her konuda kendi aralarında anlaşmaya varabiliyorlar. Eşlerin anlaştıkları tüm detayları dava dilekçesinde net olarak belirtmeleri ve aynı zamanda bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlamaları gerekiyor. Anlaşmalı boşanma dilekçelerinde iki tarafın da imzası yer almak zorunda.

Çekişmeli boşanma dilekçesi: Kimi zaman eşlerden biri boşanmak istemeyebiliyor veya diğer tarafın boşanmak istediğinden haberi olmayabiliyor. Genel olarak tek bir tarafın boşanmayı talep ettiği ve mahkemeye başvurduğu durumlarda hazırlanan dava dilekçesi çekişmeli boşanma davası dilekçesi oluyor. Dilekçeyi hazırlayan tarafın boşanma talebine ilişki nedenlerini ve mal paylaşımıvelayetnafakatazminat gibi hukuki taleplerini dilekçede belirtmesi gerekiyor.

Boşanma İşlemleri Nasıl Yapılır?

boşanma işlemleri nasıl yapılır

Boşanma davası nasıl açılır? Boşanma işlemleri nasıl yapılır? Boşanmaya karar veren kişilerin en sık sordukları sorular işte bunlar! Bunların cevaplarını en doğru şekilde alabilmek için ise Bozda Hukuk’un Aile Hukukuna hâkim boşanma avukatlarından en iyi hizmeti alabilirsiniz. En sık görülen dava türleri arasında bulunan boşanma davaları bilindiği gibi çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davası olarak ikiye ayrılıyor. Her iki boşanma türünde ise yapılacak işlemler ve izlenecek yollar değişiyor. Atılması gereken ilk adım, iyi bir boşanma avukatına başvurmak ve yola konusunda uzman birinin desteğiyle çıkmak.

 

Çekişmeli Boşanma Davası İşlemleri

Türkiye’de boşanma davaları ağırlıklı olarak çekişmeli olarak görülüyor çünkü ayrılmak isteyen eşler ya pek çok konuda uzlaşamıyorlar ya da boşanma sebepleri aile içi şiddet, zina gibi çekişme yaratacak konular oluyor. Eşlerin genel olarak aralarında uzlaşamadıkları konular ise varsa müşterek çocuğun velayeti, mal paylaşımı, eşya paylaşımı, nafaka ve tazminat oluyor. Bu gibi durumlarda hukuki anlamda sorunlar yaşamamak ve hak kaybına uğramamak için avukat desteği almak önemli. Bir avukata başvurduktan sonra yapılması gereken, boşanma sebebine uygun bir şekilde boşanma dilekçesi hazırlamak… Dilekçede davalı ve davacı tarafın kimlik ve adres bilgileri eksiksiz olarak yer almalı. Aynı zamanda eşleri ayrılık kararına götüren olaylar da detaylı olarak ifade edilmeli. Varsa dilekçeye her türlü belge eklenmeli ve dava sürecinde şahit de gösterilmeli.

 

Anlaşmalı Boşanma İşlemleri

Son yıllarda anlaşmalı boşanma davalarının da sayısında bir artış var. Özellikle büyük şehirlerde yaşayan, sosyal hayatını sekteye uğratmak istemeyen, kısa süreli evli kalan ve genel olarak henüz çocuk sahibi olmamış eşler ayrılırken aralarında pek çok konuda anlaşarak boşanma davasının tek celsede sonuca bağlanmasından yana oluyorlar. Ancak bunun için de yapılması gereken en önemli şey, yine uzman bir boşanma avukatının desteğini almak. Çünkü eşlerin aralarında vardıkları uzlaşmanın detayları davayı gören hâkim açısından oldukça önemli. Zira hâkim kararıyla anlaşma maddelerinde değişiklik söz konusu olabildiği gibi dava süreci çekişmeli davaya da dönüşebiliyor. Anlaşmalı boşanmak isteyen eşler boşanma avukatının doğru yönlendirmeleriyle öncelikle bir anlaşmalı boşanma dilekçesi hazırlamalılar. Bu dilekçede her iki tarafında kimlik ve adres bilgileri eksiksiz olarak yer almalı. Ayrıca, eğer talep ediliyorsa nafaka türü ve miktarı, tazminat türü ve miktarı, çocuğun velayetinin kimde olacağı, mal paylaşımı, eşya paylaşımı gibi konularda yapılan anlaşmaların tüm detayları da belirtilmeli. Bunun için de dilekçeye ilave olarak bir anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanmalı. Tüm bunlar tam ve eksiksiz olarak hazırlandıysa ikamet edilen bölgedeki Aile Mahkemesi’ne başvurmak ve boşanma davası açmak gerekiyor. Anlaşmalı boşanmalarda eşlerin ikisinin de duruşmada bulunma şartı olduğunu unutmayın. Davaya bakan hâkim her iki taraftan da boşanma isteğini sözlü olarak tekrarlamasını istiyor.

 

Boşanma Sürecinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Özellikle günümüz koşullarında artık evlenmek de boşanmak da kolaylıkla alınan kararlar değil. Tüm hayatınızı değiştiren bu kararları alırken iyi düşünmenizde fayda var. Boşanmaya karar vermeden önce sizi bu noktaya getiren durumları tekrar gözden geçirin ve kararınızdan emin olun. Özellikle çocuklarınız varsa onlar için de sürecin etkilerini masaya yatırmanız gerektiğini unutmayın. Bunun yanı sıra gözden kaçırmamanız gereken detaylar ise şunlar:

  1. Boşanma avukatına başvurmadan önce bir aile danışmanıyla da görüşebilirsiniz.
  2. Boşanma kararı her iki taraf için de alınmış kesin bir kararsa, anlaşmalı boşanmayı tercih edin. Böylece süreç her iki taraf için de çok daha sancısız geçecek ve kısa zamanda tamamlanacaktır.
  3. Anlaşmalı boşanma davası açarken düzenlenen protokoldeki ifadelerinizin ve şartlarınızın açık, anlaşılır ve net olmasına özen gösterin.
  4. Çocukların kimin yanında kalacağına önceden karar verin. Unutmayın, önemli olan çocuğun kimin yanında kaldığı değil, bakım ve sağlığı açısından kimin yanında kalmasının daha doğru olduğudur.
  5. Nafaka, tazminat gibi konularda talepte bulunurken, yalnızca kendinizi değil, ayrılacağınız kişiyi de düşünün. Süreç içerisinde daima yapıcı bir tutum sergilemek, özellikle varsa müşterek çocuğunuzun bilişsel sağlığı için oldukça önemli.
  6. Maddi ve manevi tazminat talep edeceklerin bu taleplerini davayla birlikte sunmaları da zaman ve masraf yönünden avantaj sağlıyor.
  7. Boşanma kararı kesinleştikten sonra en geç bir yıl içinde yoksulluk nafakası ve maddi-manevi tazminat talebinde bulunulabiliyor. Ancak bir yılı geçirdiyseniz bu taleplerde bulunamıyorsunuz.

Yıllık İzin Süresi Nasıl Hesaplanır?

yıllık izin süresi nasıl hesaplanır

Yıllık izin kullanımları ve süreleri çalışan herkesi ilgilendiren bir konu… Çalışan herkesin izin kullanma ve dinlenme hakkı var. İş Hukuku kapsamında, işçi hakları içinde yıllık izin kullanma hakkı da bulunuyor. Ancak yine de söz konusu detaylar olunca yıllık izin kullanımı ve yıllık iznin nasıl hesaplandığı gibi konularda kafalar karışabiliyor. Kimi durumlarda işçi ve işveren arasında izin haklarıyla ilgili olarak uzlaşmazlıklar yaşanabiliyor. Özellikle işten çıkarılma veya işçinin kendi isteğiyle işinden ayrılması gibi durumlarda kullanılmayan yıllık izinlerin ne olacağı da önemli soru başlıklarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bozda Hukuk’un uzman iş avukatları kadrosu işçi hakları kapsamında profesyonel hizmet veriyor.

Çalışan herkesin her yıl kazandığı bir izin hakkı ve izin süresi var. Yıllık izin süreleri de İş Kanununda oldukça açık bir şekilde belirtiliyor ve izin haklarının kullanılması ve kullandırılması da zorunlu tutuluyor. Peki, her çalışanın yıllık izin süresi aynı mı? Yıllık izin süresi nasıl hesaplanır? Yıllık izin konusunda artık kafanız karışmasın, aradığınız tüm cevapları yazımızda bulabilirsiniz.

 

Yıllık İzin Süresi Ne Kadardır?

Çalışanların yıllık izin süreleri kıdem durumuna göre değişiyor. Yıllık izin sürelerinde asgari sınır 14 gün, üst sınır ise 26 gündür. Bununla birlikte, hiçbir işçi istediği anda yıllık izne ayrılamıyor. Yıllık izne çıkmadan bir ay önce her işçinin işverenine bu hakkını kullanmak istediğini bildirmesi gerekiyor. İş Kanunu her konuda olduğu gibi yıllık izinler konusunda da işçilerin haklarını kapsamlı şekilde koruma altına alıyor. Yıllık ücretli izin kullanacak olan bir işçi eğer bu hakkını şehir dışında kullanacaksa ve bu durumu belgeleyebiliyorsa seyahat süreleri izne dahil edilmiyor ve işveren 4 güne kadar işçiye ücretsiz izin vermek zorunda oluyor.

4857 sayılı İş Kanunu’na göre yıllık izin süreleri şu şekilde:

  • 1 yıldan 5 yıla kadar aynı iş yerinde çalışıyor olan işçilerin 14 gün
  • 5 yıldan fazla 15 yıldan az çalışanlara 20 gün
  • 15 yıl ve daha fazla olanlara 26 gün

Öte yandan İş Kanunu şöyle diyor: 18 ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere verilecek yıllık ücretli izin süresi 20 günden az olamaz. Yıllık izin süreleri iş sözleşmeleri ve toplu iş sözleşmeleri ile arttırılabilir.

 

Resmi Tatiller ve Hafta Sonları Yıllık İzne Dâhil Mi?

4857 sayılı İş Kanunu 53. Maddesinde çalışanın işe başladığı tarihten itibaren, bu sürenin içinde deneme süresi de olmasını zorunlu tutuyor. En az bir yıl çalışmış olan bir işçi 14 gün izin kullanma hakkını elde ediyor. Ücretli yıllık izin günleri, milli ve dini bayramlar gibi resmi tatil günlerine denk gelirse bu süreler izin süresine dâhil edilmiyor. Mevsimlik veya kampanya kapsamında ya da proje bazlı olarak çalışan ve çalışma süresi bir yılı bulmayan işçilerde yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümler geçerli sayılmıyor.

 

Hangi Durumlar Yıllık Ücretli İzne Tabidir?

İş Kanununda yıllık ücretli izne tabi olan durumlar da açık bir şekilde belirtiliyor:

  • Kadın çalışanların doğumdan önce ve doğumdan sonra çalışmadıkları süre,
  • Herhangi bir kaza nedeniyle ve sağlık problemlerinden ötürü işe gidemeyen çalışanların işe gidemediği günler,
  • İşçinin muvazzaf askerlik hizmeti dışında manevra veya herhangi bir kanundan dolayı ödevlendirilmesi sırasında, yıllık 90 gün aşılmadığı takdirde, işine gidemediği günler,
  • İş yerindeki zorlayıcı nedenlerden dolayı işin bir haftadan daha uzun sürecek şekilde çok tatil edilmesi sonucu işçinin çalışmadan geçirdiği zamanın 15 günü
  • İşçilerin arabuluculuk toplantılarına katılmaları, hakem kurullarında bulunmaları, bu kurullarda işçi temsilciliği görevlerini yapmaları, çalışma hayatı ile ilgili mevzuata göre kurulan meclis, kurul, komisyon ve toplantılara yahut işçilik konuları ile ilgili uluslararası kuruluşların konferans, kongre veya kurullarına işçi veya sendika temsilcisi olarak katılması sebebiyle işlerine devam edemedikleri günler
  • Çalışanın evlenme durumunda3 güne kadar, birinci dereceden yakınların vefat etmesi halinde 3 güne kadar verilecek izinler

İş Kanununa göre vazgeçilemez hak olan yıllık izin hakkı konusunda işçi ve işveren aralarında anlaşabiliyor. Bu gibi durumlarda yapılan anlaşma sonucunda izin karşılığında işçi ücret talep edebiliyor. İş sözleşmesinin feshedilmesi ve bu şekilde bir anlaşmanın yapılması onucunda ise kullanılmayan izinler işveren tarafından işçiye ödeniyor.

Yıllık izin hakkını kullanan işçilerin dikkat etmesi gereken bir başka önemli maddeye daha değinelim: 4857 sayılı İş Kanununun 58. maddesine göre, yıllık ücretli iznini kullanan bir işçinin izin süresi içinde ücret karşılığında başka bir yerde çalıştığı tespit edilirse, izin süresi içinde kendisine ödenen ücreti işveren geri alabiliyor.

İhbar Süresi Ne Kadardır?

İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıkların çözülmesi açısından iyi bir iş avukatından danışmanlık almak önemli… Bilindiği gibi en büyük anlaşmazlıklar genel olarak iş sözleşmelerinin feshedilmesi aşamasında yaşanıyor. İş sözleşmesinin feshedilmesi sürecinde işçinin de işverenin de bazı hakları ve yükümlülükleri bulunuyor. Bu yükümlüklerin başında ise ihbar süresi geliyor. İşveren çalışanını işten çıkaracaksa bu durumu belli bir süre önce çalışana bildirmek zorunda, aynı şekilde işçi de kendi isteğiyle çalıştığı kurumdaki görevinden ayrılmak istiyorsa bu isteğini yine belli bir süre önce işverenine bildirmek zorunda. Peki, ihbar süresi ne kadardır? Eğer ihbar süresine uyulmazsa neler olabilir? Bozda Hukuk’un iş avukatlarından her türlü detayı öğrenebilirsiniz.

 

İhbar Süresi Nedir?

İş sözleşmeleri karşılıklı olarak bitirilebiliyor ve bunun da birçok farklı sebebi olabiliyor. Bu sebeplerin bir kısmı İş Kanununda haklı fesih sebebi olarak yer alıyor. Haklı fesih sebepleri arasında olmayan gerekçelerle iş sözleşmesinin feshedilmesi durumundaysa hem işçi hem de işverenin bazı yükümlülükleri gündeme geliyor. İş Kanununa göre iş sözleşmesi ne işçi ne de işveren tarafından belli bir süreden önce sonlandırılamıyor, bu süreye ihbar süresi deniyor. Özetle, sözleşmeyi kim sonlandıracak olursa olsun, karşı tarafı durumdan önceden haberdar etmek zorunda.

İhbar süresi, bir işçinin iş yerinde çalıştığı süre ile doğru orantılı olarak değişiyor. İşçi ne kadar uzun süredir o iş yerinde çalışıyorsa, hak ettiği ihbar süresi de o kadar uzuyor. İş Kanunu, ihbar süresinin nasıl hesaplanacağını şu şekilde belirtiyor: “Belirsiz süreli iş sözleşmelerinin feshinden önce durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir. İş sözleşmeleri;

  1. Bir iş yerinde 6 aydan az çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 2 hafta sonra,
  2. Bir iş yerinden 6 ay ila 1,5 yıl çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 4 hafta sonra,
  3. Bir iş yerinde 1,5 ila yıla kadar çalışmış olan işçi için, bildirimin diğer tarafa yapılmasından başlayarak 6 hafta sonra,
  4. Bir iş yerinde İ3yıldan fazla çalışmış olan işçi için, bildirim yapılmasından başlayarak 8 hafta sonra iş sözleşmesi feshedilebiliyor.

İş Kanununun belirlediği bu süreler asgari süreler, ancak sözleşmeler kapsamında bu sürelerin arttırılabildiğini de hatırlatalım. İşçi ya da işveren iş sözleşmesinin feshine dair olarak bu sürelere uymazsa cezai yaptırım uygulanıyor. Bu cezai yaptırımın kanundaki adı ise “ihbar tazminatı…”

 

İhbar Tazminatı

İş Kanunu ihbar tazminatını şu şekilde açıklıyor: “Bildirim şartına uymayan taraf, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında tazminat ödemek zorundadır. İşveren bildirim süresine ait ücreti peşin vermek suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir.”

Buradan da anlaşılacağı üzere ihbar süresine uymayan taraf tazminat ödemekle yükümlü oluyor. İhbar tazminatı, özellikle işçi açısından oldukça önemli! Uzun yıllar emek verilip çalışılan bir kurumdan haklarını almadan çıkarılmanın önüne bu yükümlülükle birlikte engel konulmuş oluyor.

 

İhbar Süresi Sırasında Uyulması Gerekenler

İş sözleşmelerinin yasal bakımdan feshedilmesinde gündeme gelen konu yalnızca ihbar süresi değil. İhbar süresi sırasında uyulması gereken birtakım kurallar var. Bu kuralları şöyle sıralayabiliriz:

  1. Bir işveren ihbar süresine uyarak çalışanına iş sözleşmesini feshetmek istediğini bildirdiyse, ihbar süresi zarfında çalışanına her iş günü için 2 saat iş araması için vermek zorunda.
  2. Çalışanın iş arama izni ücrete tabi oluyor.
  3. Çalışan eğer istiyorsa iş arama süresini toplu şekilde kullanma hakkına sahip. Ancak, toplu şekilde kullanılan iş arama süresi, iş sözleşmesinin feshedileceği günden geriye doğru kullandırılıyor. Yani işçi, belli bir tarihten sonra hak ettiği süre kadar işe gelmeyebiliyor, ancak bu sürenin ücretini alıyor.

 

Hangi Durumlar İhbar Süresine Tabi Değildir?

İş sözleşmelerini feshedilmesiyle ilgili olarak ihbar süresine tabi olmayan bazı durumlar da var. Hangi durumlar ihbar süresine tabi değildir, diye merak ediyorsanız işte cevapları:

  • Deneme süresinde iş sözleşmesinin feshedilmesi durumu söz konusu olursa ihbar süresi gündeme gelmiyor. İş sözleşmesi hazırlanırken işçi ve işveren 2 aya kadar deneme süresi belirleyebiliyorlar. Bu süre içerisinde her iki taraf da ihbar süresi yükümlülüğü altında olmuyor ve diledikleri zaman iş sözleşmesini feshedebiliyorlar.
  • Evlilik nedeniyle işten ayrılmalarda da ihbar süresi olmuyor. Eğer iş sözleşmesi kadın işçinin evlenmesi nedeniyle feshedilecekse her iki taraf ihbar tazminatı da ödemiyor. Ancak evlilik nedeniyle işten ayrılan kadın çalışan “evlilik tazminatı” adı verilen kıdem tazminatını alma hakkına sahip oluyor.
  • Askerlik görevi nedeniyle işten ayrılacak olanların da ihbar süresi yükümlülüğü yok. Öte yandan, bu sebeple işten ayrılac

Mirasın Gerçek Reddi Davası

mirasın gerçek reddi davası

Bir kişinin ölümü veya gaipliği ile mal varlığının kimlere ve ne şekilde geçeğini belirleyen, tüm bunları yasalarla düzenleyen hukuk dalına miras hukuku denilmektedir. Miras Hukuku’na göre yasal ve atanmış olmak üzere iki türlü mirasçı bulunmaktadır. Her iki tür mirasçı da dilerlerse reddi miras hakkını kullanabilmektedir.

Miras bırakanın vefat etmesiyle birlikte, tüm hakları; alacakları ve borçları bilindiği gibi otomatik olarak mirasçılara geçmektedir. Ancak bu durum mirasçılar için her zaman olumlu sonuçlar doğurmayabilir. Miras bırakanın borçları varsa ve bu durumdan habersizlerse mirasçılar mağdur durumuna düşebilmektedirler. Bu durumda da reddi miras davaları açılabilmektedir. Mirasçılar mirasın gerçek reddi davasıaçarak kendilerine kalan mirası kabul etmeme hakkına sahiptirler.

 

Mirasın Gerçek Reddi Nasıl Yapılır?

Miras bırakanın mal varlığının yanı sıra varsa borç ve alacakları da yasal mirasçılarına otomatik olarak geçmektedir. Ancak kimi durularda yasal mirasçılar bu mirası kabul etmemekte, miras bırakanın özellikle borçları sebebiyle mağdur duruma düşmek istememektedirler. Miras Hukuku gereğince böyle durumlarda miras reddedilebilir. Reddi miras davaları iki türlü yapılmaktadır. Mirasın gerçek reddi ve mirasın hükmen reddi ile mirasçılar kendilerine kalan mirası ret yoluna gidebilmektedir. Mirasın gerçek reddi için bir takım şartlar gerekmektedir. O şartlar şunlardır: Mirasın gerçek reddinin yapılabilmesi için mirasçıların mirası reddettiklerine dair tek taraflı olarak mutlaka beyanda bulunmaları gerekmektedir. Henüz reşit olmamış, yani 18 yaşını doldurmamış olan yasal mirasçılar reddi miras haklarını vasileri aracılığıyla kullanabilirler. Ancak bunun için öncelikle vasilerin Sulh Hukuk Mahkemesinden ve ardından da Asliye Hukuk Mahkemesinden izin almaları gerekmektedir. Reddi miras yapabilmenin koşulları şöyledir:

  1. Reddi miras yapabilmek için verilen 3 aydır. Bu süre tüm yasal mirasçılar için vefat eden kişinin ölüm tarihinden itibaren başlar.
  2. Ölüm anında herhangi bir yasal mirasçı durumdan haberdar olmayabilir. Böyle bir durumda ise yasal mirasçı için süre mirasçı olduğunu öğrendiği tarih itibariyle başlamaktadır. Ancak bunun ispat edilmesi gerekmektedir.
  3. Reddi miras yapıldıktan sonra miras hakkı, başkalarına geçerse onlar için reddi miras süresi mirasın reddedildiği tarih itibariyle başlamaktadır.
  4. Aylık yasal sürenin uzatılmasına yönelik talepte bulunmak için Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmak gerekmektedir. Süre ancak çıkan karar göre uzatılabilmektedir.
  5. Mirasa yönelik ret beyanı koşulsuz olmalıdır.
  6. Mirasın gerçek reddi için beyanın miras bırakan kişinin en son ikamet ettiği yerdeki Sulh Hukuk Mahkemesi hakimine yazılı ve sözlü olarak yapılmalıdır.

 

Mirasçılar Nasıl Tespit Edilir?

Bilindiği gibi miras haktır ve ölüm gerçekleştiği an itibariyle tereke (miras bırakanın hakları mal varlığı) tüm alacak ve borçlarıyla birlikte mirasçılara otomatik olarak geçmektedir. Bunun için mirasçıların ille de mirası kabul etmeleri şartı aranmamaktadır. Peki, mirasçılar nasıl tespit edilmektedir? İşte sırasıyla tespit edilen mirasçılar:

  1. İlk olarak miras bırakanın mirasçılık sıfatını kaybetmemiş altsoyları ve evlatlığı gelmektedir. Eğer miras bırakanın altsoyu varsa miras hakkı altsoy ve varsa hayatta kalan eşe geçmektedir.
  2. Miras bırakan kişinin alt soyu yoksa miras hakkı için anne ve babası ile onların alt soyu gelmektedir. Yani miras bırakanın kardeşleri ve kardeşlerinin çocukları mirasçı olma hakkı kazanmaktadırlar. Miras bırakanın eşi hayatta olsa bile bu kişilerle birlikte mirasçı olarak sayılmaktadır.
  3. Miras hakkında üçüncü sırada miras bırakan kişinin büyükanne ve büyükbaba gibi yakınlarıyla onların alt soyları gelmektedir. Eğer aile büyüklerinden bir yakını da hayatta değilse miras hakkı amca, dayı, hala, teyze veya onların çocuklarına geçebilmektedir. Ancak bu durumda miras bırakanın eşinin de hayatta olmaması gerekmektedir.
  4. Eğer miras bırakanın yasal olarak bir mirasçısı yoksa tereke devlete kalmaktadır.

 

Kimler Mirası Reddedebilir?

Miras bırakan kişinin yasal mirasçılarının her biri istiyorlarsa mirası reddedebilirler. Bunun için herhangi bir koşul aranmamaktadır. Ancak mirası reddedecek kişinin bunu herhangi bir koşula bağlamaması gerekmemekte ve muhakkak mirasçı sıfatına sahip olması gerekmektedir.

 

Reddi Miras Beyanı İptal Olur mu?

Miras reddedildikten sonra bu karardan dönmek mümkün değildir. Ancak bazı istisnai durumlar söz konusu olabilmektedir. Örneğin, borçlar kanunu kapsamında yer alan maddeye göre yanılma, aldatma veya korkutma ile mirası ret beyanında bulunulmuşsa ve bu durumu ispatlayabilen yasal mirasçı reddi miras beyanına yönelik iptal talebinde bulunabilmektedir.

 

Mirasın Reddiyle Birlikte Ölüm Aylığı Ne Olur?

Reddi miras davalarında kafaları karıştıran pek çok soru ve konu başlığı bulunmaktadır. Bunlardan biri de ölüm aylığıdır. Pek çok kişinin düştüğü yanılgının aksine, mirasın reddiyle birlikte ölüm aylığı kesilmemektedir. Yasal mirasçı böyle bir endişeye düşmeden mirası reddedebilir çünkü ölüm aylığı terekeyle ilgili değildir. Ölüm aylığı, ölen kişinin çalışmalarına karşılık olarak geride kalan yasal mirasçısına kanunlar tarafından tanınmış bir haktır. Özetle, dul ve yetim aylıkları reddi mirastan etkilenmez.

 

Mirastan Yoksunluk Sebepleri

Her ne kadar yasal mirasçı olunursa olunsun, mirastan yoksun kalma halleri de mevcut. Mirastan yoksun kalma sebepleri arasında şunlar yer almaktadır:

  • Kasten ve hukuka aykırı olarak miras bırakanı öldüren veya öldürmeye teşebbüs etmek
  • Kasten ve hukuka aykırı olarak miras bırakanı ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmayacak hale getirmek
  • Hile ve tehditle miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufta bulunmasını veya böyle bir tasarruftan dönmesini sağlamak veya buna engel olmak.

 

Miras Davası İşlemleri

miras davası işlemleri miras davası nedir

Vefat eden kişilerin ardından kalan her türlü maddi değere miras denilmektedir ve bu değerler mirasçılara kalmaktadır. Yasal ve atanmış mirasçılar olarak iki türlü mirasçı bulunmaktadır. Miras davasıişlemlerinin usulüne göre ilerlemesi ve mal paylaşımlarında hak kaybı yaşanmaması için miras hukuku avukatlarına başvurmak gerekmektedir.

 

Miras Davası Nedir?

Vefat eden bir kişinin, ardında bıraktığı maddi değerlerin alınabilmesi için yakınları tarafından açılan davalara miras davaları denilmektedir ve bu davalar Miras Hukuku kapsamında görülmektedir. Miras hakkı, ilk olarak yasal mirasçılara, yani ölen kişinin hayattaysa çocuklarına ve eşine daha sonra ise atanmış mirasçılara geçmektedir.

 

Miras Davası Nasıl Açılır?

Bilindiği gibi mirasçılar arasında zaman zaman malların veya borçların eşit şekilde paylaştırılması konularında bir takım sorunlar yaşanmaktadır. İşte bu tür uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması için miras davası açılmaktadır. Ancak miras davaları miras bırakan kişinin vefatının ardından açılabilmektedir. Miras davalarının da türleri ve bu türlere bağlı olarak görüldüğü farklı mahkemeler bulunmaktadır. Miras davaları aynı zamanda en uzun süren dava türleri arasında da yer almaktadır. Bunun sebepleri arasında hem davaların tebliğ aşamalarının ve sonuçlanmasının zaman alması hem de mirasçıların usulsüz davranışları yer almaktadır. Miras davaları Türk Hukuk Sistemi içerisinde görülen davalar arasında karar aşamasına en uzun süre içerisinde getirilen davalardır. Özellikle davaların taraflara tebliğ edilmesi ve davanın sonuçlanması çok uzun zaman alabilmektedir. Miras davaları içerisinde yer alan dava türleri ise şunlardır: İstihkak davası, tenkis davası, tapu iptali ve tescili davası, veraset belgesinin iptali davası ve miras sözleşmesinin iptali davası… Miras davası açmadan önce yetkili mahkemenin belirlenmesi ve mirasçıların adreslerinin tespit edilmesi önemlidir. Bununla birlikte, miras bırakanın vefatından önce yapmış olduğu tasarruf bulunup bulunmadığının araştırılması, tüm belgelerin eksiksiz olarak toplanması ve dava dilekçesine eklenmesi gerekmektedir.

 

Miras Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Yasal olarak miras paylaşımının yapılabilmesi için öncelikle miras bırakanın yani murisin>/i> vasiyetname bırakıp bırakmadığına bakılmalıdır. Eğer vefat eden kişi bir vasiyetname bırakıp mallarını paylaştırdıysa, mal paylaşımı vasiyetnameye uygun şekilde gerçekleştirilir. Öte yandan, vefat eden kişinin eşinin ve çocuklarının hayatta olup olmadığı da miras paylaşımı yapılırken önem taşımaktadır. Mal ve borç paylaşımında sağ kalan eşe ¼’ü, çocuklara ise ¾’ü eşit şekilde dağıtılmaktadır. Miras bırakanın anne ve babası hayattaysa sağ kalan eş ile birlikte eşe kalan payın yarısı anne ve babaya eşit şekilde dağıtılmaktadır.

 

Kimler Mirastan Pay Alabilir?

Mirastan pay alabilecek kişiler Türk Hukuk Sistemine göre zümre sistemiyle belirlenmektedir. Buna göre üçüncü zümreye kadar olan akrabalar da mirastan pay almak hakkına sahip olurlar. Zümre sistemine göre birinci zümrede miras bırakan kişinin alt soyu bulunmaktadır. Yani mirasta ilk olarak hakkı olan kişiler miras bırakan kişinin eşi, çocukları ve torunlarıdır. Miras hukukunda mirasta hakkı olan ikinci zümre kişiler miras bırakan kişinin anne, baba ve varsa kardeşleridir. Son olarak üçüncü zümrede ise büyükanne, büyükbaba, amca, dayı, hala, teyze ve yeğenler gibi akrabalar yer almaktadır.

 

Atanmış Mirasçılar Kimlerdir? (Mirasçı nasbı)

Miras bırakan kişi vefat etmeden önce bir vasiyetname hazırlamış ve yasal mirasçılarının yanı sıra sahip olduğu mal varlığından başka kimselere ya da kurumlara da pay bırakmış olabilir. Vasiyetnamede bahsi geçen mirasçılara atanmış mirasçı, duruma da mirasçı nasbı denilmektedir. Bir kişi eğer istiyorsa vasiyetname hazırlayarak ister tüzel bir kişiyi isterse de gerçek bir kişiyi mirasçı olarak atayabilmektedir. Bununla birlikte yasal mirasçılar da kendilerine kalan miras payı üzerinden bir vasiyetname hazırlayarak mirasçı atayabilmektedirler.

 

Reddi Miras Nedir?

Miras yalnızca vefat kişinin ardında bıraktığı mal varlığını kapsamamakta aynı zamanda miras bırakanın borçlarını da içermektedir. Eğer vefat eden kişi ardında yasal mirasçılarını mağdur edecek ölçülerde borç bıraktıysa, yasal mirasçılar reddi miras davası açarak miras haklarından feragat edebilmektedirler. Aynı şekilde atanmış mirasçılar da reddi miras yapma hakkına sahiptirler. Reddi miras, Sulh Hukuk Mahkemesine sözlü ve yazılı olarak beyan edilerek yapılmaktadır ve reddin kayıtsız, şartsız yapılması gerekmektedir. Bunun ardından hakim bir tutanak düzenleyerek mirası reddeden kişinin kimliğini belirler, imzalatır ve tutanağa ekletir. Reddi miras süresi vefat eden kişinin ölümünün ardından 3 aydır. Bu süre içerisinde yapılmayan ret beyanları kabul edilmez ve kütüğe işlenmez.

 

Reddi Miras Şartları

Reddi miras yapılabilmesi için bazı şartlar gerekmektedir:

  1. Mirası reddine dair tek taraflı irade beyanı şarttır ve bu beyan bizzat yapılmalıdır. 18 yaşını doldurmamış olanlar yasal varisleri aracılığıyla reddi miras yapabilmektedirler.
  2. Reddi miras, vefatın ardından 3 ay içerisinde yapılmalıdır. 3 aylık süre mirasçıların vefat eden kişinin ölüm tarihi öğrendikleri gün itibariyle başlar. Eğer mirasçılar ölüm tarihini geç öğrenmişlerse bunu ispat etmeleri gerekmektedir. Böylelikle onlar için yasal süre vefatı öğrendikleri gün itibariyle başlamaktadır.
  3. Eğer reddi miras sonucunda miras daha önce mirasçı olmayan kişilere geçtiyse, onlar için de reddi miras süresi mirasın reddedildiği tarihten itibaren başlamaktadır.
  4. Reddi miras yaparken beyanın koşulsuz ve şartsız olması gerekmektedir.
  5. Reddi miras beyanı Sulh Hukuk hakimine yapılmalıdır.

 

Kira Tespit Davası Nedir?

kira tespit davası nedir

Ev sahibi ve kiracılar arasında uyuşmazlık yaratan temel konuların başında kira zam oranları ve kira tespiti gibi konular gelmektedir. Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen kira bedelinin tespiti, kira tespit davalarıyla belirlenebilmektedir.

 

Kira Tespit Davası Nedir?

Günümüzün sıkça karşılaşılan hukuki konularından biri, ev sahibi ve kiracılar arasında çıkan uyuşmazlıklar ve bunların çözüme kavuşturulması için başvurulan yollardır. Bu uyuşmazlıklar arasında ise kira bedelinin tespit edilmesi ilk sıralarda gelmektedir ve çözümü için başvurulan yol ise kira tespit davalarıdır. Zira kira tespit davalarının ev sahiplerinin kiraya hangi oranlarda zam yapabilecekleri, kiracıların bu kira oranını kabul edip etmediği, kiracının istenilen kira oranını kabul etmediği takdirde ne gibi haklara sahip olduğu, ev sahibinin hangi durumlarda kiracıyı evinden tahliye edebileceği gibi konuların hepsiyle doğrudan ve dolaylı olarak bir bağlantısı bulunmaktadır.

Ev kiralanırken ev sahipleri ve kiracılar arasında mutlaka bir kontrat yani kira sözleşmesi hazırlanır. Bu sözleşmede kira miktarı ve kiraya yapılacak zam oranı ev sahibi ve kiracının mutabakatıyla belirlenir. Ancak devletin de kira zam oranları konusunda birtakım düzenlemeleri olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Tüm bunlar iki taraf arasında detaylı olarak konuşulmaz, belirlenmez ve kira sözleşmesinde açık ifadelerle belirtilmezse ev sahibiyle kiracı arasında uyuşmazlıklar yaşanması da genel olarak kaçınılmazdır. Kira sözleşmeleri Türk Borçlar Kanunu kapsamında detaylı olarak düzenlenmiştir.

 

Kira Bedelinin Tespit Edilmesi

Türk Borçlar Kanunu kapsamında yer alan hükümler kira bedelinin tespitine ilişkin hükümler içermekte ve bu hükümleri konut ve çatılı iş yerlerine uygulatmaktadır. Ancak kira sözleşmesinin süresinin 6 aydan az olmaması gerektiği de unutulmamalıdır. 6098 sayılı kanunda yer alan kira bedelinin tespiti hükümleri 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü Ve Uygulama Şekli Hakkında Kanuna göre geçmişe yürümektedir. Yani kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren kira sözleşmeleri bakımından da uygulanmaktadır.

 

Kira Tespit Davası Nasıl Açılır? Kimler Kira Tespit Davası Açabilir?

Kira tespit davası ev sahipleri tarafından açılabildiği gibi kiracılar tarafından da açılabilmektedir. Ancak unutulmaması gereken bir başka nokta ise iki taraf arasında muhakkak bir kira sözleşmesinin yapılmış olmasıdır. Böyle bir durumda kiracılar konutu boşaltmış olsalar dahi boşaltma tarihine kadar kira bedelini talep edebilirler ve bunun için kira bedelinin tespiti davasını açabilirler. Bununla birlikte, kira tespit davası kira sözleşmesi devam ettiği sürece istenilen her an açılabilmektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, davanın yeni kira dönemi başlangıcından 30 gün önce açılması gereğidir. Aksi takdirde belirlenen bedel yeni kira döneminde uygulanacaktır. Ev sahibi ile kiracı arasında yapılan kira sözleşmesinde belirtilen her detay her iki taraf için de önemlidir ve dava sürecini de sonucunu da etkilemektedir. Örneğin, kira sözleşmesinde kira artış oranı belirlenmişse ve buna rağmen kiracı eski kira bedeli üzerinden ödeme yapmaya devam ediyorsa temerrüde düşer ve bunun sonucunda ev sahibi kiracısından evi tahliye etmesini isteyebilir. Dava sonucunda ise kiracının tahliyesi karar çıkabilir.

 

Kira Bedeli Nasıl Tespit Edilir?

Kira bedelinin tespiti farklı şekillerde olabilmektedir. Örneğin, taraflar aralarında bu konuda anlaşma sağlamış olabilirler. Türk Borçlar Kanununun 344. Maddesi şöyle demektedir: “Tarafların kira sözleşmesinin yenilenmesi halinde kira bedelinin artırılmasına ilişkin anlaşmaları bir önceki kira döneminin Üretici Fiyat Endeksi‘ndeki (ÜFE) artış oranını geçmemek şartıyla geçerlidir.” Bu da kanun tarafından kira artış oranına bir üst sınır konulması anlamına gelmektedir ve bu sınırı aşan zam oranları hukuka aykırı olarak kabul edilmektedir. Ancak ev sahibi ve kiracı, kendi aralarında bu oranın altında bir kira artışı da belirleyebilirler.

Eğer kira sözleşmeleri 1 yıldan daha uzunsa ve kira artışının 2 veya 3 yılda bir yapılacağı konusunda iki taraf arasında bir anlaşma varsa, yine zam oranı ÜFE’ye göre ve hali hazırdaki kira bedeli üzerinden yapılabilmektedir. Ev sahiplerinin, geçen süre zarfında kiraya zam yapılmamış olmasına dair itiraz hakları ise bulunmamaktadır. Öte yandan Üretici Fiyat Endeksi’nde düşüş yaşandıysa taraflar yine kendi aralarında anlaşarak kiraya düşüş oranı yansıtabilirler.

Ev sahibi ve kiracı arasında kira artış oranı konusunda herhangi bir anlaşma yoksa kira tespit davası açılabilmekte ve kira bedeli de hakim tarafından belirlenmektedir. Hakim de kira bedeline yönelik vereceği kararda ÜFE oranını gözetmekte ve bu oranın üzerinde bir artış kararı verememektedir. Öte yandan, hakimin kiranın düşürülmesi konusunda da yetkisi bulunmaktadır.

Yine Türk Borçlar Kanununu 344. Maddesi 5 yıldan uzun süre kira sözleşmelerine ilişkin şöyle demektedir: “Taraflar arasında bir anlaşma olup olmamasına bakılmaksızın beş yıldan uzun süreli ya da beş yıldan sonra yinelenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yıl sonunda sonraki kira döneminde uygulanacak kira bedeli hakim tarafında belirlenir. Hakim kira bedelini üretici fiyat endeksi ve emsal kira bedellerine bakarak hakkaniyete uygun olarak belirler.”

 

Kira Tespit Davası Nereye Açılır?

Kira tespit davasının nereye açılacağı, bir başka soru başlığı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kira tespit davalarını her iki tarafın da konutun bulunduğu bölgedeki Sulh Hukuk Mahkemelerine açmaları gerekmektedir. Devam eden kira sözleşmelerinde her 5 yılda bir kira tespit davası açılabilmektedir.

 

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nedir?

anlaşmalı boşanma protokolü nedir

Aile Hukuku kapsamında yer alan boşanma davaları bugün en sık görülen dava türleri arasında yer almaktadır. Anlaşmalı boşanma davalarındaboşanma protokolü hazırlanması gerekmektedir. Bunun içinde uzman bir boşanma avukatından destek alınması önemlidir.

Evlilik birliğini çeşitli sebeplerden ötürü sürdüremeyen eşler Aile Mahkemelerine başvurarak boşanmayı talep etmektedirler. Boşanma davaları ise anlaşmalı boşanma davaları ve çekişmeli boşanma davaları olmak kaydıyla iki türlü görülebilmektedir. Ayrılmak isteyen eşler Aile Mahkemesine başvurmadan önce aralarında anlaşma sağlamışlarsa dava anlaşmalı boşanma davası şeklinde görülecektir. Ancak bu anlaşmanın maddelerinin hazırlanan özel bir protokol ile belirlenmesi gerekmektedir. Bu özel protokole ise anlaşmalı boşanma protokolü denmektedir.

Anlaşmalı boşanma protokolü, anlaşmalı boşanma davalarında kilit rol oynamaktadır. Bundan dolayı da protokolün, işinde uzman bir boşanma avukatının yönlendirmeleriyle hazırlanması son derece önemlidir. Eşler boşanmanın maddi ve manevi sonuçlarına yönelik ve varsa müşterek çocuklarıyla ilgili olarak mutabakata varamazlarsa anlaşmalı bir boşanma sürecinden söz etmek de pek mümkün olmayacaktır. Protokolde muhakkak eşlerin birbirinden ne talep ettikleri açık ifadelerle yer almalı, varsa müşterek çocuk hakkında yine anlaşmaya varılmış olması ve tazminatnafaka gibi konuların da detaylarıyla ve talep edilen bedelleriyle açıklığa kavuşturulmuş olması gerekmektedir. Burada dikkat çekilmesi gereken konuların başında, müşterek çocuğa ilişkin olarak eşlerin arasında yapılmış anlaşmadır. Eşler her ne kadar müşterek çocuğun velayeti, ödenmesi talep edilen nafaka türü ve miktarı konusunda aralarında anlaşmış olsalar da son karar her zaman davaya bakan hakimindir. Hakim, kararını farklı verebilmekte; nafaka türü ve miktarı konusunda da belirleyici olabilmektedir.

 

Anlaşmalı Boşanma Protokolü Nasıl Hazırlanır?

Anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken davanın seyrini etkilememek ve dava sürecini uzatmamak adına dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Peki, anlaşmalı boşanma protokolü nasıl hazırlanır? Bu sorunun cevabı maddelerle şu şekilde verilebilir:

  1. Eşler boşanmanın maddi, manevi sonuçları ile çocukların durumu konusunda anlaşmaya varmış olsalar da hakim protokolde değişiklik isteyebilmektedir. Eğer hakimin istediği değişiklikler eşlerden biri tarafından kabul görmezse dava çekişmeli boşanma davasına dönecektir. Ancak her anlamda talepler net bir şekilde ifade edilmiş ve belgelerle de ispatlanmışsa hakim denetleme yapmaya gerek duymayabilir ve davayı karara bağlayabilir.
  2. Anlaşmalı boşanma protokolündeeşlerin açık kimlik bilgileri, evlilik tarihleri ve tarafların boşanmaya dair iradeleri yer almalıdır.
  3. Eşlerin varsa müşterek çocuklarının velayetinin hangi eşe verileceği konusunda anlaşmaya varışmış olması ve bunun da protokolde açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
  4. Müşterek çocuğun veya çocukların velayeti kendisine bırakılmayan eşin çocuklarla görüşme zamanları konusunda anlaşmaya varılmış olması ve bu anlaşmanın da yine protokolde açıkça ifade edilmesi gerekmektedir.
  5. Anlaşmalı boşanma protokolünde iştirak nafakası mutlaka belirtilmelidir. Müşterek çocukların velayeti kendisine verilmeyen eşin çocuklar için iştirak nafakası ödeyip ödemeyeceği ve eğer iştirak nafakası ödenecekse, miktarı madde olarak yer almalıdır.
  6. Müşterek çocukların eğitim giderleri de iştirak nafakasına ek olarak ayrı bir madde halinde anlaşmalı boşanma protokolünde yer almalıdır.
  7. Eşlerin birbirinden yoksulluk nafakası talep edip etmedikleri belirtilmeli, ödeme şekli ve nafakanın artış oranları da belirlenerek protokole yazılmalıdır.
  8. Özellikle maddi hak kayıplarının önüne geçilmesi adına mal paylaşımı konusunda da eşler anlaşmaya varmış olmalı ve bunu hazırladıkları protokolde belirtmelidir. Aksi halde dava yine çekişmeli boşanma davasına dönüşebilmektedir.

 

Anlaşmalı Boşanma Davası Nasıl Açılır?

Anlaşmalı boşanma davası açılabilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda belirtilen şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. Kısa sürede boşanmak isteyen eşlerin çoğunlukla başvurduğu bir yöntem olan anlaşmalı boşanma davasının açılabilmesi için boşanma dilekçesi ile anlaşmalı boşanma protokolü hazırlaması zorunludur. Hazırlanan belgelerle Aile Mahkemesi’ne veya ikamet edilen yerde Aile Mahkemesi bulunmuyorsa Asliye Hukuk Mahkemeleri’ne başvurularak anlaşmalı boşanma davası açılabilir.

 

Mal Paylaşımı Nasıl Olur?

Boşanma davalarında mal paylaşımının nasıl olacağı da önemli konulardan biridir. Eşler bu konuda da anlaşmaya varmış olabilirler. Boşanma sürecinde mal paylaşımında eşler kendilerine ait olan malları geri alabilmektedirler. Miras yoluyla elde edilmiş olan mal varlığı, üçüncü kişilerden edinilmiş olan tazminatlar ve eşlerden birinin kişisel kullanımına ilişkin olan eşyaları kişisel mallar olarak kabul edilmektedir.

Kişisel malların yanı sıra bir de evlilik birliği içerisinde edinilmiş olan mallar söz konusu olabilir. Genel olarak bu tür malların paylaşımında eşler arasında uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Bu nedenle davanın çekişmeli boşanma davasına dönmemesi adına eşlerin evlilik birliği içindeyken edindikleri malların paylaşımı konusunda kesin bir anlaşmaya varmış olmaları dava süreci açısından çok büyük önem arz eder. Kanunlara göre evlilik birliği içinde edinilmiş olan mallar yarı yarıya paylaşılmaktadır. Evlilik birliği içinde edinilmiş mallar Türk Medeni Kanunu’nca şöyle belirlenmiştir.

  • Çalışmayla edinilmiş mallar
  • Kira geliri gibi kişisel mallardan sağlanan gelirler.
  • SGK veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının ödemeleri
  • İş gücü kaybı sonucunda alınan maddi tazminatlar

 

Anlaşmalı Boşanmada Taşınmaz Paylaşımı Nasıl Yapılır?

Anlaşmalı boşanma davalarında mal paylaşımında öne çıkan konulardan bir diğeri ise taşınmaz mallar ve bu malların paylaşımıdır. Taşınmaz mallar genel olarak yalnızca bir tarafın üzerine kayıtlı olmaktadır ve bu da boşanma sürecinde eşler arasında uyuşmazlıklara sebep olmaktadır. Böyle bir uyuşmazlığın sonucu ise dava sürecinin uzaması olmaktadır. Kısa sürede ve anlaşmalı olarak boşanmak isteyen eşlerin yapması gereken en temel şey yine taşınmaz malların da aralarında nasıl paylaşılacağı konusunda kesin bir karara varmış olmaları ve bu kararı boşanma protokolünde açık ifadelerle ve maddeler şeklinde belirtmeleridir.

 

Anlaşmalı Boşanma Davasında Avukatın Rolü

Hukuki her süreçte olduğu gibi boşanma davalarında da ister çekişmeli olsun, ister anlaşmalı olsun işinde uzman bir boşanma avukatının yönlendirmeleri oldukça önemlidir. Bu sayede en az ay kadar süren boşanma davaları 1-2 gün içerisinde bile görülüp karara bağlanabilmektedir.

 

Nafaka Ödenmezse Ne olur?

nafaka ödemesi nasıl olur

Boşanma davalarında en çok tartışılan ve ayrılmak isteyen çiftleri anlaşmazlığa sürükleyen konuların başında “nafaka” konusu gelmektedir. Anlaşmalı ve çekişmeli olarak ikiye ayrılan boşanma davalarında, dava türü hangisi olursa olsun, özellikle müşterek bir çocuk varsa mutlaka nafaka konusu gündeme gelmektedir ve eşlerden birine ekonomik durum göz önüne alınarak nafaka bağlanmaktadır. Peki, miktarı ne olursa olsun bağlanan nafakanın ödenmemesi halinde neler olmaktadır? Nafaka ödenmezse ne gibi yasal yaptırımlar devreye girmektedir? Bu soruların cevapların yazımızda bulabilirsiniz.

Türk Medenin Kanunu’nun 175. Maddesi şöyle demektedir: Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Yükümlüsünün kusuru aranmaz. Kısacası boşanma davalarının en öneli gündem maddelerinden biri, bu açıklamadan anlaşılacağı üzere nafaka konusudur ve nafaka yine açıklamanın net olarak ifade ettiği şekilde yalnızca kadınlara yönelik bir yaptırım değildir. Eğer ekonomik gücü kadına göre daha düşükse erkeğe de nafaka bağlanabilmektedir. Yine boşanmaların ardından açılan davalardan bir de nafaka davalarıdır. Bunun sebebi de ağırlıklı olarak nafaka bağlanan tarafın bu yükümlülüğünü ya düzenli olarak ya da hiçbir zaman yerine getirmemesidir. Elbette ki nafaka borcu süresiz bir borç değildir. Taraflardan birine bağlanan nafakanın türüne göre ödenme süresi de değişmektedir. Örneğin, bağlanan nafaka türü iştirak nafakasıysa müşterek çocuk reşit olduğunda, yani 18 yaşını doldurduğu an itibariyle nafaka ödeme yükümlülüğü de ortadan kalkmaktadır. Bunun yanı sıra yardım, yoksulluk nafakası gibi nafaka türlerinde nafaka bağlanan tarafın iş bulması ve yoksulluk halinin ortadan kalktığının ispatı durumunda nafaka ödeme yükümlülüğü yine ortadan kalkmaktadır. Eğer nafaka bağlanan taraf evlendiyse nafaka yükümlülüğü yine sona ermektedir. Öte yandan, tarafların ekonomik durumlarının değişmesi gibi hallerde nafaka miktarı artırılıp azaltılabilmektedir. Ancak nafaka yükümlüğü devam ederken, yerine getirilmezse bazı yasal yaptırımlar söz konusu olabilmektedir.

 

Nafaka Alacaklısının Başvuracağı Hukuki Yollar

Boşamaların ardından oraya çıkan temel problemlerden biri nafaka borçlusunun bu yükümlüğünü düzenli olarak veya hiçbir zaman yerine getirmemesidir. Bu gibi hallerde ise nafaka alacaklısı bazı yasal yaptırımlara başvurabilir. Nafaka borcunu ödemeyen eşe karşı başvurulabilecek hukuki yollar ise şunlardır:

*Nafaka borcunun ödenmemesi durumunda devreye sokulabilecek ilk yasal süreç icra takibidir. Mahkeme hükmü ile kararın yerine getirilmesi sağlanabilmektedir. Bunun içinse nafaka alacaklısının İcra Müdürlüğüne başvurması ve nafaka borçlusuna icra emrinin tebliğ edilmesi gerekmektedir. İcra takibinde geçmişe yönelik 10 yıllık birikmiş nafaka borçları faiziyle birlikte hesaplanarak talep edilebilir.

*Yapılan icra takibinden istenilen sonucun elde edilememesi durumunda, bir sonraki yasal süreç olarak borçlunun üzerindeki mallara ve maaşına haciz koydurulabilir. Öte yandan nafaka alacaklarında emekli maaşına da haiz konulabilmektedir.

*Eğer borçlunun üzerinde herhangi bir malvarlığı yoksa ve emekli maaşı da almıyorsa icra takibi başlatmadan önce ödenmemiş olan nafaka borçlarına yönelik olarak yapılacak bir şey bulunmamaktadır. Bu aşamada ancak icra takibi itibariyle işleyen nafaka alacaklarına yönelik şikayette bulunulabilmektedir.

*Nafaka borcu ödenmediği takdirde 3 aya kadar tazyik hapsi cezası verilmektedir. Cezanın uygulanmaya başlamasıyla birlikte, eğer nafaka borcu ödenirse borçlu hemen tahliye edilmektedir. Aldığı cezasının süresi bu aşamada gözetilmemektedir. Ancak, nafaka borcunu ödemeye devam etmek zorundadır. Devam eden aylarda nafaka borcu yeniden ödenmemesi durumunda, yeni bir takip başlatılması gerekmez. Zira borçlu, daha önceki şikayet üzerinden yeniden tazyik hapsi ile cezalandırılmaktadır.

 

Nafaka Alacağı Nasıl Tahsil Edilmektedir?

Nafaka alacaklarının tahsil edilebilmesi için de bazı şartlar aranmaktadır. Örneğin, yerel mahkemeden bir karar alınmalıdır ve icra takibinin kesinleştirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra icra emrinin tebliğ edildiği tarihten itibaren şikayet tarihine kadar en az bir ay süre geçmesi gerekmektedir. Şikayet dilekçesine suç tarihi olarak, ödenmeyen nafakanın tarihi yazılmalıdır.

 

Nafaka Borcunun Düşürülmesi

Ekonomik duruma bağlı olarak nafaka borcunun artırılması söz konusu olduğu gibi düşürülmesi de mümkün olabilmektedir. Ancak bunun için nafaka borçlusunun yeni bir dava açması gerekmektedir. “Nafaka uyarlanması” adı verilen bu dava türünde, hakimin takdiri de devreye girmektedir. Davaya bakan hakim iki tarafın da sosyo-ekonomik durumlarını inceleyerek davayı bir sonuca bağlayacaktır. Nafaka borçlusu ekonomik koşullarındaki bozulmayı gerekçe gösterebilir ve nafaka miktarında yeniden bir ayarlama yapılmasını talep edebilir. Böyle durumlarda eğer hakim uygun bulursa, nafaka miktarının düşürülmesine hükmedebilmektedir.

Nafaka Davası Nasıl Açılır?

nafaka davası nasıl açılır

Hukuki bir terim olarak nafaka, “Bir kimsenin geçindirmekle, bakıp gözetmekle yükümlü bulunduğu kimseye ya da kimselere, mahkeme kararıyla verdiği aylık” anlamına gelmektedir ve genel olarak boşanma davalarının en önemli gündem maddelerinden biridir. Genel olarak boşanma davaları sürecinde eşlerden birine nafaka bağlanmaktadır. Ancak daha sonradan da nafaka davaları açılabilmektedir. Farklı türleri bulunan nafaka davası nasıl açılır? Nafakanın türleri nelerdir? Geriye dönük nafaka davası açılabilir mi? İşte cevapları!

Özellikle boşanma davalarında en sık karşılaşılan ve tartışılan konulardan biri nafakadır. Eşlerden biri genel olarak dava sonucunda nafakaya bağlanmaktadır. Nafakanın türü ve miktarı konusunda eşler kendi aralarında anlaşmaya varmışlarsa bunu anlaşmalı boşanma protokolünde muhakkak belirtmelidirler. Aksi durumda eşlerin sosyoekonomik durumları incelenerek ve müşterek çocuğun bakım ve ihtiyaçları göz önüne alınarak nafakanın kime verileceği ve türü hakim tarafından belirlenmektedir. Öte yandan boşanmanın gerçekleşmesinin ardından da nafaka davası açılabilmektedir.

 

Nafaka Davası Türleri Nelerdir?

Dört ayrı nafaka türü bulunmaktadır ve her birine yönelik dava açılabilmektedir. Nafaka türleri ise şunlardır: Yoksulluk nafakası, tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası.

Yoksulluk nafakası, boşanmanın gerçekleşmesiyle birlikte ekonomik durumu kötüleşecek olan ve boşanmada daha ağır kusuru bulunmayan eşe yönelik düzenlenen ve diğer tarafın her ay düzenli olarak ödemekle yükümlü tutulduğu nafaka türüdür. Bu nafaka türü, boşanma davası sürecinde talep edilebildiği gibi, sonradan da yoksulluk nafakasına yönelik dava açılabilmektedir. Yoksulluk nafakası bağlanan eşin evlenmesi ve ekonomik koşullarının iyiye gitmesi halinde borçlu taraf nafakanın kaldırılmasına yönelik hukuki süreç başlatabilmektedir. Tedbir nafakası, adından anlaşılacağı üzere tedbir amaçlı bağlanan ve geçici olan bir nafaka türüdür. Bu nafaka türüyle boşanma davalarında karar kesinleşinceye kadar ekonomik durumu kötü olan eşin mağduriyetinin önlenmesi amaçlanmaktadır.  İştirak nafakası, müşterek çocuk varsa eşlerin birbirlerinden talep edebildikleri bir nafaka türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Müşterek çocuklar için ödeneceğinden taraflarda herhangi bir kusur aranmamaktadır. Son olarak, yardım nafakası ise birbirine bakma zorunluluğu olan birinci derece akrabalar için uygulanan bir nafaka türüdür. Medeni Kanunun 364 maddesine göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.”  İşte bu madde kapsamında verilen nafakaya yardım nafakası adı verilmektedir.

 

Hangi Şartlarda Nafaka Davası Açılabilir?

Nafaka davaları Aile Mahkemelerine açılmaktadır. Ancak dava açılabilmesi için haklı gerekçelerin de bulunması gerekmektedir. Bu gerekçelerin başında eşin ekonomik bakımdan sorumluluklarını yerine getirmemesi gelmektedir. Nafaka talep eden taraf yoksulluğa düşecekse, ağır kusurlu olmadığı takdirde nafaka davası açabilmektedir. Nafakanın bağlanmasındaki ana amaç ise evlilik birliğinin sona ermesi durumunda maddi durumu kötüye gidecek olan tarafın ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamaktır.

 

Kimler Nafaka Davası Açabilir?

İster boşanma sürecinde ister dava sonuca bağlandıktan sonra olsun, nafaka davası açılabilmektedir. Ancak herkes nafaka davası açabilir mi, ? Nafaka davası açacak kişilerde de bazı şartlar aranmaktadır. Şöyle ki, nafaka davalarını ancak;

*Gelir seviyesi düşük kişiler,

*Hiçbir geliri olmayan kişiler,

*İşten çıkarılmış olan kişiler,

*Ekonomik geliri olmayan ev hanımları,

*Asgari ücretle çalışanlar,

*Geçici süreyle bir işte çalışanlar,

*Düzenli bir geliri olmayan kişiler açabilmektedir.  

 

Nafaka Davası Ne Kadar Sürer?

Nafaka davası açmak isteyen kişilerin en sık sorduğu soruların başında nafaka davalarının ne kadar sürdüğü ve dava açabilmek için hangi belgelerin gerektiği gelmektedir. Nafaka davalarına yönelik kesin bir süre belirtmek mümkün değildir. Davanın açıldığı mahkemenin yoğunluğuna bağlı olarak süreç devam etmektedir ve davanın süresi de buna bağlı olarak değişmektedir. Davaların ortalama olarak 6-7 ay sürdüğü söylenebilir. Nafaka davası için gerekli olan belgelerin başında öncelikle dava dilekçesi gelmektedir. Dava dilekçesinde neden nafakaya ihtiyaç duyulduğu açıkça belirtilmeli ve bu ihtiyacı kanıtlayan tüm belgeler dilekçeyle birlikte mahkemeye sunulmalıdır.

 

Geriye Dönük Nafaka Davası Açılabilir Mi? 

Geriye dönük nafaka davasını açılabilmesinin de bazı koşulları bulunmaktadır. Örneğin, süreci uzayan boşanma davalarında maddi durumu kötüye giden taraf dava sürecinin başladığı tarihten itibaren geriye dönük nafaka talebinde bulunabilmektedir. Bunun yanı sıra, nafaka yükümlüsü tarafından ödenmemiş olan nafaka borçlarına yönelik geçmişe dönük olarak dava açılabilmekte ve icra takip yoluna gidilebilmektedir.

 

Nafaka Ortadan Kaldırılabilir mi?

Nafaka miktarı eşlerden birinin maddi durumunun iyiye ve kötüye gitmesi hallerinde arttırılıp azaltılacağı gibi, nafaka yükümlüğünün ortadan kaldırılabildiği haller de mevcuttur. Nafaka alacaklısının gösterdiği gerekçeler söz konusu olmadığı takdirde nafakanın iptal ettirilebilmesi mümkün olabilmektedir. Öte yandan, nafaka alacaklısının evlenmesi veya evli gibi yaşaması hallerinde de nafaka iptali gerçekleştirilebilmektedir.